İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 193 / 683
193

► (06) ◄

Sevgili ve Muhterem Üstadım,

“Sözler”inizin, yani risalelerinizin herbiri, birer devâ-yı azîmdir. “Sözler”inizden, pek çok feyiz alıyorum. O kadar ki, okudukça tekrar etmeyi istiyorum. Ve tekrarında duyduğum ilâhî bir zevki ta'rif edemeyeceğim. Bugün “Sözler”inizden değil hepsini, bir tanesini alan insafla okursa hakkı teslîme ve münkir ise, gittiği yolu terke; fâsık ise, tevbeye mecbur olacağına kat'iyyen ümîdvârım...

Husrev ∗∗∗

Nur Risalelerine çok müştâk ve onların mütâlaasından intibâha gelen bir doktora yazılan mektûbdur.

Nur Risalelerine çok müştâk ve onların mütâlaasından intibâha gelen bir doktora yazılan mektûbdur.

Merhaba, ey kendi hastalığını teşhîs edebilen bahtiyar doktor, samîmî ve azîz dostum!

Senin harâretli mektûbunun gösterdiği intibâh-ı rûhî, şâyân-ı tebriktir.

Biliniz ki, mevcûdât içinde en kıymetdâr, hayattır ve vazifeler içinde en kıymetdâr, hayata hizmettir ve hidemât-ı hayatiye içinde en kıymetdâr hayat-ı fâniyenin hayat-ı bâkiyeye inkılâb etmesi için sa'yetmektir. Şu hayatın bütün kıymeti ve ehemmiyeti ise, hayat-ı bâkiyeye çekirdek ve mebde' ve menşe' cihetindedir. Yoksa, hayat-ı ebediyeyi zehirleyecek ve bozacak bir tarzda şu hayat-ı fâniyeye hasr-ı nazar etmek; ânî bir şimşeği, sermedî bir güneşe tercih etmek gibi bir divâneliktir. Hakikat nazarında herkesten ziyâde hasta olan, maddî ve gâfil doktorlardır. Eğer eczâhâne-i kudsiye-i Kur'âniyeden tiryâk-misâl îmânî ilâçları alabilseler, hem kendi hastalıklarını, hem beşeriyetin yaralarını tedâvi ederler. İnşâallâh, senin şu intibâhın senin yarana bir merhem olacağı gibi, seni dahi doktorların marazına bir ilâç yapar.

Hem bilirsin; me'yûs ve ümîdsiz bir hastaya manevî bir tesellî, bazen bin ilâçtan daha nâfi'dir. Hâlbuki tabiat bataklığında boğulmuş bir tabib, o bîçâre marîzin elîm ye'sine bir zulmet daha katar. İnşâallâh, bu intibâhın, seni öyle bîçârelere medâr-ı tesellî ve nurlu bir tabib yapar.

Bilirsin ki ömür kısadır, lüzumlu işler pek çoktur. Acaba benim gibi sen dahi kafanı teftiş etsen, ma'lûmâtın içinde ne kadar lüzumsuz, fâidesiz, ehemmiyetsiz odun yığınları gibi câmid şeyleri bulursun. Çünkü ben teftiş ettim, çok lüzumsuz şeyleri buldum. İşte, o fennî ma'lûmâtı, o felsefî maârifi; fâideli, nurlu, rûhlu yapmak çaresini aramak lâzımdır. Sen dahi,

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.