Cenâb-ı Hak’tan bir intibâh iste ki; senin fikrini, Hakîm-i Zülcelâl’in hesabına çevirsin, o odunlara bir ateş verip nurlandırsın; lüzumsuz maârif-i fenniyen, kıymetdâr maârif-i İlâhiye hükmüne geçsin.
Zekî dostum! Kalb çok arzu ederdi; ehl-i fenden, envâr-ı îmâniyeye ve esrâr-ı Kur'âniyeye iştiyak derecesinde ihtiyacını hissetmek cihetinde Hulûsî Beye benzeyecek adamlar ileri atılsın.
Hem mâdem, Sözler, senin vicdânınla konuşabilirler; herbir Sözü, şahsımdan değil, belki Kur'ânın dellâlından sana bir mektûbdur ve eczâhâne-i kudsiye-i Kur'âniyeden birer reçetedir farzet. Gaybûbet içinde, hâzırâne bir musâhabe dâiresini onlarla aç.
Hem arzu ettiğin vakit bana mektûb yaz; ben cevab vermesem de gücenme. Çünkü eskiden beri mektûbları pek az yazarım. Hattâ üç senedir, kardeşimin çok mektûblarına karşı, bir tek cevab yazdım.
Said Nursî ∗∗∗
