İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 92 / 683
92

Hâlbuki, ecnebîlerden içimize giren pis fenâ seciye itibariyle bir hodgâm adam bizde diyor: “Ben susuzluktan ölsem hiç yağmur bir daha dünyaya gelmesin. Eğer ben görmezsem bir saâdeti, dünya istediği gibi bozulsun.”

İşte bu ahmakàne kelime dinsizlikten çıkıyor. Âhireti bilmemekten geliyor. Hàriçten içimize girmiş, zehirliyor.

Hem o ecnebîlerin bizden aldıkları fikr-i milliyetle bir ferdi, bir millet gibi kıymet alıyor. Çünkü, bir adamın kıymeti himmeti nisbetindedir. Kimin himmeti milleti ise, o kimse tek başıyla küçük bir millettir.

Bazılarımızdaki dikkatsizlikten ve ecnebîlerin zararlı seciyelerini almamızdan, kuvvetli ve kudsî İslâmî milliyetimizle beraber herkes “nefsî, nefsî” demekle ve milletin menfaatini düşünmemekle ve menfaat-i şahsiyesini düşünmekle, bin adam, bir adam hükmüne sukùt eder.

مَنْ كَانَ هِمَّتُهُ نَفْسَهُ فَلَيْسَ مِنَ الْاِنْسَانِ لِاَنَّهُ مَدَنِىٌّ بِالطَّبْعِ

Yani: Kimin himmeti yalnız nefsi ise, o insan değil... Çünkü insanın fıtratı medenîdir. Ebnâ-yı cinsini mülâhazaya mecburdur. Hayat-ı ictimâiye ile hayat-ı şahsiyesi devam edebilir.

Meselâ, bir ekmeği yese, kaç ellere muhtaç ve ona mukâbil o elleri ma'nen öptüğünü ve giydiği libâsla kaç fabrikayla alâkadar olduğunu kıyâs ediniz. Hayvan gibi bir postla yaşamadığından ebnâ-yı cinsiyle fıtraten alâkadar olmasından ve onlara manevî bir fiat vermeye mecbur olduğundan fıtratıyla medeniyet-perverdir.

Menfaat-i şahsiyesine hasr-ı nazar eden, insanlıktan çıkar, masûm olmayan cânî bir hayvan olur. Bir şey elinden gelmese, hakîki özrü olsa, o müstesnâ!

Altıncı Kelime

ALTINCI KELİME: Müslümanların hayat-ı ictimâiye-i İslâmiyedeki saâdetlerinin anahtarı meşveret-i şer'iyedir. ﴾ وَاَمْرُهُمْ شُورَى بَيْنَهُمْ ﴿ âyet-i kerîmesi, şûrâyı esâs olarak emrediyor.

Evet nasıl ki, nev'-i beşerdeki telâhuk-u efkâr ünvânı altında, asırlar ve zamanların tarih vâsıtasıyla birbiriyle meşvereti, bütün beşeriyetin terakkiyâtı ve fünûnun esâsı olduğu gibi, en büyük kıt'a olan Asya’nın en geri kalmasının bir sebebi o şûrâ-yı hakîkiyeyi yapmamasıdır.

Asya Kıt'asının ve istikbâlinin keşşâfı ve miftâhı şûrâdır. Yani, nasıl ferdler birbiriyle meşveret eder; tâifeler, kıt'alar dahi o şûrâyı yapmaları lâzımdır ki; üçyüz belki dörtyüz milyon İslâm’ın ayaklarına konulmuş çeşit çeşit istibdâdların kayıtlarını, zincirlerini açacak, dağıtacak meşveret-i Şer'iye ile şehâmet ve şefkat-i îmâniyeden

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.