S — Herşeyden evvel bize lâzım olan nedir?
C — Doğruluk.
S — Daha,
C — Yalan söylememek.
S — Sonra?
C — Sıdk, sadâkat, ihlâs, sebat, tesânüd.
S — Neden?
C — Küfrün mâhiyeti yalandır. Îmânın mâhiyeti sıdktır. Şu bürhân kâfî değil midir ki; hayatımızın bekàsı, îmânın ve sıdkın ve tesânüdün devamıyladır. ∗∗∗
► (04) ◄
S — En evvel rüesâmız ıslah olunmalı?
C — Evet, reisleriniz malınızı ceplerine indirip hapsettikleri gibi, akıllarınızı da sizden almışlar veya dimağınızda hapsetmişler. Öyle ise şimdi onların yanındaki akıllarınızla konuşacağım:
Eyyühe'r-ruûs ve'r-rüesâ!.. Tekâsülî olan tevekkülden sakınınız. İşi birbirinize havâle etmeyiniz. Elinizdeki malımızla ve yanınızdaki aklımızla bize hizmet ediniz. Çünkü, şu mesâkini istihdam etmekle ücretinizi almışsınız.
فَعَلَيْكُمْ بِالتَّدَارُكِ لِمَا ضَيَّعْتُمْ فِى الصَّيْفِ
İşte şimdi hizmet vaktidir ...
Elhâsıl: İslâm uyandı ve uyanıyor (Hâşiye) [^26] . Fenâlığı fenâ, iyiliği iyi olarak gördüler. Evet, şu dereler aşâirini tevbekâr eden işte bu sırdır. Hem de bütün İslâm yavaş yavaş bu isti'dâdı almakta ve kesbetmektedir. Lâkin, sizler bedevî olduğunuzdan ve fıtrat-ı asliyeniz, oldukça bozulmamış olduğundan; İslâmiyetin kudsî milliyetine daha yakınsınız.
[^26]:(Hâşiye) Evet, kırk beş sene evvel söylenen bu sözü; Pakistan, Arabistan aşâiri dahi hâkimiyet ve istiklâliyetlerini kazandıklarından, Eski Said'i bu dersinde tasdik ediyorlar ve daha da edecekler.
∗∗∗
► (05) ◄
Seyahatimde beni tanımayanlar kıyafetime bakıp, beni tâcir zannettiklerinden derlerdi ki:
S — Tâcir misin?
C — Evet hem tâcirim, hem de kimyagerim.
