İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 156 / 683
156

► (02) ◄

Üstad’ın Barla’daki ikametgâhı, iki odadan ibaret bir evdir. Esâsen, müstakil bir evi ve yeryüzünde taht-ı tasarruf ve temellükünde bir karış yeri dahi yoktur. Barla’da sekiz sene müddetle ikamet ettiği ev, üçyüz elli milyon Ehl-i İslâmın merkezi hükmünde ilk Dershâne-i Nuriyesidir. Bu Dershâne-i Nuriyenin altında, dâimî akan bir çeşme vardır. Ve önünde, Dershâne-i Nuriyeye bitişik çok kalın ve üç sütun hâlinde semâya yükselen gayet muhteşem bir çınar ağacı vardır. Çınar ağacının dalları arasında bir kulübecik yapılmıştır. Burası, Hazret-i Üstad’ın bahar ve yaz mevsimlerindeki istirahati ve vazife-i tefekküriye ve ubûdiyeti için en münâsib bir menzildir. Üstad’ın sıddık hizmetkârları, talebeleri ve Barla ahâlisi diyorlar ki: “Üstadı, geceleri, Dershâne-i Nuriyenin önündeki bir şecere-i mübâreke olan çınar ağacının dalları arasında bulunan kulübecikte, sabahlara kadar tesbihât ile, ezkâr ile terennüm eder görürdük. Hele bahar ve yaz mevsimlerinde bu muhteşem ağacın binlerce dalları arasında şevk ve cezbe içinde uçuşan kuşlar arasında Üstad’ın böyle sabahlara kadar çalışmasını görürdük de; ne zaman uyur, ne zaman kalkar, bilemezdik.”

Üstad çok hasta olur, çok vakitleri de hastalık ve sıkıntı ile geçerdi. Pek az yer, o da bir parça çorba gibi mahdûd bir şeydi. Geceleri, Kur'ân-ı Kerîmden vird edindiği sûreleri ve Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın münâcât-ı meşhûresi olan “Cevşenü'l-Kebîr” nâmındaki münâcâtını ve Şah-ı Geylânî ve Şah-ı Nakşibend gibi eâzım-ı evliyânın münâcât ve hizblerini ve salavât-ı Nuriyeleri ve bilhassa Risale-i Nurun menba'ı olan “Hizbü'n-Nuriye”yi ve Âyât-ı Kur'âniyenin lemeâtı olan ve bir silsile-i tefekkür bulunan ve Yirmidokuzuncu Lem'a’da cem'edilen hizb ve münâcâtları okur, bunları tamam edince de yine Risale-i Nurla meşgul olurdu. Gündüzleri ise, dâima Risale-i Nurun mütâlaası ve tashihi ile meşgul olur; Risale-i Nur hizmetini herşeye tercih eder, Risale-i Nura ait, yetişecek acele bir iş zamanında diğer meşguliyetlerini bırakır, evvelâ o işi tamamlardı.

Said Nursî, bahar mevsiminde menzilinin önündeki muhteşem çınar ağacının dalları arasındaki kulübeciğe çıkar, vazifesini orada îfâ eder; Risale-i Nurun hakikatlerini, menba' ve mâden-i hakîkisi olan mele-i a'lâda tefeyyüz ve temâşâ ve tefekkür ederdi. Üstad’ın, gerek شَجَرَةٌ مُبَارَكَةٌ sırrına mazhar olan bu çınar ağacı ve gerekse çam dağlarındaki o çok ünsiyet ettiği ağaçların ve dağların başındaki tefekkür ve hissiyatını ifâde edebilmek acaba mümkün müdür? Asla mümkün değildir! Cenâb-ı Hak, kemâl-i rahmetiyle bu ferd-i ferîdi, kemâlât-ı insaniyenin bütün envâ'ını câmi' bir isti'dâdda yaratmış ve bu isti'dâdların da a'zamî şekilde inkişafını

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.