Evet biz bir cem'iyetiz ve öyle bir cem'iyetimiz var ki; herbir asırda üçyüz elli milyon dâhil mensûbları var. Ve her gün beş defa namazla o mukaddes cem'iyetin prensiplerine kemâl-i hürmetle alâkalarını ve hizmetlerini gösteriyorlar. ﴾ اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ اِخْوَةٌ ﴿ kudsî programıyla birbirinin yardımına –duâlarıyla ve manevî kazançlarıyla– koşuyorlar. İşte biz bu mukaddes ve muazzam cem'iyetin efrâdındanız. Ve hususî vazifemiz de; Kur'ânın îmânî hakikatlerini tahkîkî bir sûrette ehl-i îmâna bildirip, onları ve kendimizi i'dâm-ı ebedîden ve dâimî ve berzahî haps-i münferitten kurtarmaktır. Sâir dünyevî ve siyâsî ve entrikalı cem'iyet ve komitelerle ve bizim medâr-ı ittihamımız olan cem'iyetçilik gibi asılsız ve mânâsız gizli cem'iyetle hiçbir münâsebetimiz yoktur ve tenezzül etmiyoruz. Ve dört mahkeme inceden inceye tedkikten sonra, o cihette bize berâet vermiş. ∗∗∗
► (04) ◄
Evet, Nur şâkirdleri biliyorlar ve mahkemelerde hüccetlerini göstermişim ki; şahsıma değil bir makam, şân ü şeref ve şöhret vermek ve uhrevî ve manevî bir mertebe kazandırmak, belki bütün kanâat ve kuvvetimle ehl-i îmâna bir hizmet-i îmâniye yapmak için, değil yalnız dünya hayatımı ve fânî makàmâtımı, belki –lüzum olsa– âhiret hayatımı ve herkesin aradığı uhrevî bâkî mertebeleri fedâ etmeği; hattâ Cehennemden bazı bîçâre ehl-i îmânları kurtarmağa vesile olmak için –lüzum olsa– Cenneti bırakıp Cehenneme girmeği kabûl ettiğimi hakîki kardeşlerim bildikleri gibi, mahkemelerde dahi bir cihette isbât ettiğim hâlde, beni bu ittihamla Nur ve îmân hizmetime bir ihlâssızlık isnâd etmekle ve Nurların kıymetlerini tenzîl etmekle milleti onun büyük hakikatlerinden mahrum etmektir.
Acaba, bu bedbahtlar dünyayı ebedî ve herkesi kendileri gibi dini ve îmânı dünyaya âlet ediyor tevehhümüyle dünyadaki ehl-i dalâlete meydân okuyan ve hizmet-i îmâniye yolunda hem dünyevî hem –lüzum olsa– uhrevî hayatlarını fedâ eden ve mahkemelerde da'vâ ettiği gibi, bir tek hakikat-i îmâniyeyi dünya saltanatıyla değiştirmeyen ve siyasetten ve siyâsî mânâsını işmâm eden maddî ve manevî mertebelerden ihlâs sırrı ile bütün kuvvetiyle kaçan ve yirmi sene emsâlsiz işkencelere tahammül edip siyasete –îmânî meslek itibariyle– tenezzül etmeyen ve kendini nefsi itibariyle talebelerinden çok aşağı bilen ve onlardan dâima himmet ve duâ bekleyen ve kendi nefsini çok bîçâre ve ehemmiyetsiz i'tikàd eden bir adam hakkında bazı hàlis kardeşleri, Risale-i Nurdan
