ve talebelerinin ihbarından ve gerekse de kendine yakından alâkadar olan talebe, komşu ve halkların müşâhedâtından anlaşılıyor ki; Hakka müteveccih, hakikatten nebeân eden müteaddid hizmetleri, vazifeleri vardı ve herbir günde de bu vazifelerini îfâya çalışırdı. Hakàik-ı Kur'âniye nurları olan “Sözler”, “Lem'alar” gibi eserlerini te'lif, tashih ve neşr ile meşgul olmakla beraber, kelimât-ı kudret olan masnûât ve mevcûdâtı seyr ve temâşâya, kitab-ı kâinâtı mütâlaaya çok müştâk idi. Zemin yüzünde yazılan, bahar sahifesinde teşhîr edilen rahmet ve hikmetin mu'cizeli eserlerini, eşcâr ve nebâtât ve hayvanattaki San'at-ı İlâhiyenin hàrikalarını, sîmâlarında parıldayan tevhid sikkelerini okumağa ziyâdesiyle meftûn idi. Böylece, hakàik-ı îmâniyenin, mârifetullâhın nihâyetsiz ufuklarında hakkalyakìn mertebesinde kanat açıp geziyordu.
Esâsen, Kur'ândan aldığı mesleğinin bir esâsı, tefekkürdür. Eserlerinde insanı dâima tefekküre sevkeder ve tefekkürü ders verir. İlim ve tefekkür ile kazanılan mârifet-i İlâhiyenin, rûh için kâinât vüs'atinde bir genişlik te'min ettiğini ve وَفِى كُلِّ شَيْءٍ لَهُ آيَةٌ تَدُلُّ عَلٰى اَنَّهُ وَاحِدٌ “herbir şeyde Sâni'-i Vâhid’e işâretler, delil ve âyetler bulunduğunu” ifâde eder; تَفَكُّرُ سَاعَةٍ خَيْرٌ مِنْ عِبَادَةِ سَنَةٍ sırrına göre hareket ederdi. ∗∗∗
Üstad’ın Emirdağı’nda Zehirlenmesi
ÜSTAD’IN EMİRDAĞI’NDA ZEHİRLENMESİ
Bir siyâsî memurun iğfali ve “İmhası için yukarıdan emir aldık” demesine aldanan bir bekçibaşı, Üstad’ın penceresine geceleyin merdivenle çıkarak yemeğine zehir atmış, ertesi gün Üstad zehirlenerek kıvranmaya başlamıştır. Zehirin te'siri çok azîm olduğu hâlde, kendisi: “Cevşenü'l-Kebîr gibi evrâd-ı kudsiyelerin feyziyle ölümden muhâfaza olunuyorum. Fakat hastalık, ızdırâb çok şiddetlidir” derdi. Bir hafta kadar aç susuz denecek bir hâlde perîşan bir vaziyette inlemiş, sonra biiznillâh şifâ bulup, tekrar tashihât gibi Risale-i Nur vazifeleriyle iştigâle başlamıştı. Bu şiddetli hastalık zamanlarında asla namazlarını terketmedi. Yalnız ikinci ve üçüncü zehirlenmek zamanında tahammülü gayrıkabil bir hastalıkta iki-üç gün farzını yatağında ancak kılabildi.
Ölüm tehlikesi geçirdiği günlerde, bir gece sabaha kadar yanında nöbet bekleyip gözyaşları içinde Üstada dikkat eden iki talebesi diyor:
