“Sabaha yakın, gözleri kapalı olduğu hâlde doğruldu, ellerini Dergâh-ı İlâhiyeye açıp yavaş bir sesle birkaç kelime ile Risale-i Nur hizmetinin inkişafına ve talebelerinin selâmetine duâ etti. Sonra bayılmış vaziyette yatağa düştü.”
Hizmetini, sıra ile iki üç genç talebesi îfâ ederdi. Bir müddet onlar da men'edilmişse de, çalışkan talebeleri, hizmetinden asla vazgeçmeyerek yüksek bir fedâkârlık gösterdiler.
Emirdağı’nın resmî büyük bir memuru, bilâhare Nur’un kahraman bir talebesi olan arkadaşına: “Gizlice Said Nursî’nin imhası için, gizli bir plân ve emir var!” demiştir. İşte Üstada yapılan bütün muâmeleler, böyle bir plânın neticesi olarak cereyan etmiştir. Bir-iki defaya münhasır değil, uzun seneler müddetince dâimî olduğu için, yapılan zulüm, tarassud ve manevî baskı çok elîm ve acı idi.
Üstad, ilk iki sene Çarşı Câmii’ne gider, cemâate iştirâk ederdi. Ekser günler ikindi namazını câmide kılar ve yatsıya kadar orada kalır, sonra evine gelirdi. İki sene böyle devam etti; sonra kaymakam, insanlarla görüşüyor diye câmiden men'etti. Emirdağı’nda ikameti zamanında başta Isparta olarak çok yerlerde Nur Risaleleri el yazısıyla çoğaltılıyordu. Risaleleri okuyup müstefîd olanlardan Üstadı görmeye gelenler pek çoktu. Fakat ziyarete gelenlerden az bir kısmı görüşebilmeye muvaffak olurdu. Daha ziyâde Risale-i Nur’a kemâl-i sadâkatle ve ihlâsla hizmet etmeye kàbiliyetli olanlar ve sırf lillâh için muhabbet ve uhuvvet taşıyanlar görüşebilir, Üstad’ın dersini, sohbetini dinleyebilirdi. Üstad, muhtelif isti'datta olan her ziyaretçinin derece-i fehim ve idrakine göre konuşur, nazarları Risale-i Nura ve hizmet-i îmâniyeye çevirir, Risale-i Nur hakikatleriyle îmâna hizmetin bu millete maddeten ve ma'nen en büyük menfaatleri te'min edeceğini da'vâ ve izâh ederdi. Gelen ziyaretçiler, muhtelif halk tabakalarından, gençlerden, ehl-i ilimden idi. Denizli berâetinden sonra memurlar arasında büyük intibâh olmuş, Nur’a talebe olanlar çoğalmıştı. ∗∗∗
