Hem o ye'stir ki, kuvve-i maneviyemizi kırmış. Az bir kuvvetle, îmândan gelen kuvve-i maneviye ile şarktan garba kadar istilâ ettiği hâlde; o kuvve-i maneviye-i hàrika, me'yûsiyetle kırıldığı için, zâlim ecnebîler dörtyüz seneden beri üçyüz milyon Müslümanı kendilerine esir etmiş.
Hattâ bu ye's ile başkasının lâkaydlığını ve fütûrunu kendi tenbelliğine özür zanneder “neme lâzım” der, “Herkes benim gibi berbattır” diye Şehâmet-i Îmâniyeyi terkedip Hizmet-i İslâmiyeyi yapmıyor.
Mâdem bu derece bu hastalık bize bu zulmü etmiş, bizi öldürüyor; biz de o kàtilimizden kısasımızı alıp öldüreceğiz. ﴾ لاَ تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِ اللّٰهِ ﴿ kılıncı ile o ye'sin başını parçalayacağız. مَا لاَ يُدْرَكُ كُلُّهُ لاَ يُتْرَكُ كُلُّهُ Hadîsinin hakikati ile belini kıracağız, inşâallâh...
Ye's; ümmetlerin, milletlerin “seretan” denilen en dehşetli bir hastalığıdır. Ve kemâlâta mâni ve اَنَا عِنْدَ حُسْنِ ظَنِّ عَبْدِى بِى hakikatine muhâliftir. Korkak, aşağı âcizlerin şe'nidir, bahâneleridir. Şehâmet-i İslâmiyenin şe'ni değildir. Hususan Arab gibi nev'-i beşerde medâr-ı iftihar yüksek seciyelerle mümtâz bir kavmin şe'ni olamaz. Âlem-i İslâm milletleri Arab’ın metânetinden ders almışlar. İnşâallâh yine Arablar ye'si bırakıp İslâmiyet’in kahraman ordusu olan Türklerle hakîki bir tesânüd, ittifak ile el ele verip Kur'ânın bayrağını dünyanın her tarafında ilân edeceklerdir.
Üçüncü Kelime
ÜÇÜNCÜ KELİME: Bütün hayatımdaki tahkîkatımla ve hayat-ı ictimâiyenin çalkamasıyla hülâsa ve zübdesi bana kat'î bildirmiş ki:
Sıdk, İslâmiyet’in üssü'l-esâsıdır ve ulvî seciyelerinin râbıtasıdır ve hissiyat-ı ulviyesinin mîzâcıdır.
Öyle ise, hayat-ı ictimâiyemizin esâsı olan sıdkı, doğruluğu içimizde ihyâ edip onunla manevî hastalıklarımızı tedâvi etmeliyiz.
Evet sıdk ve doğruluk İslâmiyet’in hayat-ı ictimâiyesinde ukde-i hayatiyesidir.
Riyâkârlık, fiilî bir nev'i yalancılıktır.
Dalkavukluk, tasannu' alçakça bir yalancılıktır.
Nifâk ve münâfıklık muzır bir yalancılıktır.
Yalancılık ise, Sâni'-i Zülcelâl’in kudretine iftira etmektir.
Küfür, bütün envâ'ıyla kizbdir yalancılıktır.
Îmân sıdktır, doğruluktur.
Bu sırra binâen kizb ve sıdkın ortasında hadsiz bir mesâfe var; şark ve garb kadar birbirinden uzak olmak lâzım geliyor. Nar ve nur gibi birbirine
