► (18) ◄
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Âlem-i insaniyette ve İslâmiyette üç muazzam mes'ele olan îmân ve şerîat ve hayattır. İçlerinde en muazzamı îmân hakikatleri olduğundan bu hakàik-ı îmâniye-i Kur'âniye başka cereyanlara, başka kuvvetlere tâbi ve âlet edilmemek ve elmas gibi o Kur'ânın hakikatlerini, dini, dünyaya satan veya âlet eden adamların nazarında cam parçalarına indirmemek ve en kudsî ve en büyük vazife olan îmânı kurtarmak hizmetini tam yerine getirmek için Risale-i Nurun hàs ve sâdık talebeleri, gayet şiddet ve nefretle siyasetten kaçıyorlar.
Hattâ sizin bu kardeşiniz –siz de bilirsiniz– bu on sekiz senedir, o kadar muhtaç olduğum hâlde siyasete, hayat-ı ictimâiyeye temâs etmemek için hükûmete karşı bir tek müracaatım olmadığı gibi bu sekiz-dokuz aydır, küre-i arzın bu herc ü mercini bir tek defa ne suâl ve ne de merak ettim.
Said Nursî ∗∗∗
► (19) ◄
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Ey kardeşlerim!
Sizler biliyorsunuz ki, bizim mesleğimizde benlik, enâniyet, şân ve şeref perdesi altında makam sâhibi olmaktan, öldürücü zehir gibi ondan kaçıyoruz. Onu ihsâs eden hâletten şiddetle ictinâb ediyoruz. Elbette; burada, altı-yedi sene gözünüzle ve yirmi seneden beri tahkîkatınızla anlamışsınız ki, ben şahsıma karşı hürmet ve makam vermek istemiyorum. Sizleri, o noktada şiddetle tekdir etmişim. “Bana haddimden fazla mevki vermeyiniz” diye size darılıyorum. Yalnız, Kur'ân-ı Hakîmin bu zamanda bir mu'cize-i maneviyesi olan Risale-i Nur hesabına ve ben de onun bir şâkirdi olmak haysiyetiyle ona karşı tasdikkârâne teslîmi ve irtibatı, şâkirâne kabûl ediyorum. İşte bu derece enâniyetten ve benlikten ve şân ve şeref nâmı altındaki riyâkârlıktan kaçmayı düstur-u hareket ittihàz eden adamlara karşı ehl-i hükûmetin, ehl-i idare ve zâbıtanın evhâma düşmeleri ne kadar mânâsız ve lüzumsuz olduğunu divâneler de anlar.
Said Nursî ∗∗∗
