► (34) ◄
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
İki-üç gün evvel Yirmiikinci Söz tashih edilirken dinledim, gördüm ki: İçinde hem küllî zikir, hem geniş fikir, hem kesretli tehlil, hem kuvvetli îmânî ders, hem gafletsiz huzur, hem kudsî hikmet, hem yüksek bir ibâdet-i tefekküriye gibi nurlar var. Bir kısım şâkirdlerin ibâdet niyetiyle risaleleri ya yazmak veya okumak veya dinlemekliğin hikmetini bildim, Bârekallâh dedim, hak verdim.
Said Nursî ∗∗∗
Karadağ'ın Bir Meyvesi
KARADAĞ’IN BİR MEYVESİ
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim!
Bu defa, mektûb yerinde bu meyveyi gönderiyoruz. Bir âyetin mânâ-yı işârîsinin külliyetinden bir ferdi, hürriyetten bu âna kadardır. Teşrîn-i sânî otuzuncu gün, bin üçyüz ellisekizde Karadağ başına çıkıyordum. İnsanların, hususan Müslümanların bu teselsül eden helâketleri ve hasâretleri ne vakitten başladı ve ne vakte kadardır, hâtıra geldi. Birden, her müşkülümü halleden Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân, Sûre-i ﴾ وَالْعَصْرِ ﴿ yı karşıma çıkardı. Bak!. dedi. Baktım. Her asra hitâb ettiği gibi, bu asrımıza da daha ziyâde bakan ﴾ وَ الْعَصْرِ ❀ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَفِى خُسْرٍ ﴿ âyetindeki ﴾ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَفِى خُسْرٍ ﴿ makam-ı cifrîsi bin üçyüz yirmidört edip, hürriyet inkılâbıyla başlayan tebeddül-ü saltanat ve Balkan ve İtalyan Harbleri ve Birinci Harb-i Umumî mağlûbiyetleri ve muâhedeleri ve Şeâir-i İslâmiyenin sarsılmaları ve bu memleketin zelzeleleri ve yangınları ve İkinci Harb-i Umumînin zemin yüzünde fırtınaları gibi semâvî ve arzî musîbetler ile hasâret-i insaniye ile ﴾ اِنَّ الْاِنْسَانَ لَفِى خُسْرٍ ﴿ âyetinin, bu asırda dahi bir hakikati, maddeten aynı tarihiyle gösterip bir lem'a-i i'câzını gösteriyor. ﴾ اِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ ﴿ âhirdeki [ هـ ) ت) ] beş sayılır –Şedde sayılır ise– makam-ı cifrîsi bin üçyüz ellisekiz ve dokuz olan bu senenin ve gelecek senenin aynı tarihini göstermekle, o hasâretlerden, bâhusus manevî hasâretlerden kurtulmanın
