Yirmiyi verir, üçyüzü alırız. Yazık!.. Eyvâhlar olsun! Bizdeki unsurlar, ırklar, hava gibi muhtelittir. Su gibi memzûc olmamışlar. İnşâallâh elektrik-i hakàik-ı İslâmiyetle imtizaç ederek, ziyâ-yı maârif-i İslâmiye harâretiyle kuvvet tevlîd ederek bir mîzâc-ı mu'tedile-i adâlet vücûda gelecektir.
Yaşasın meşrûtiyetti meşrûa!.. Sağ olsun hakikat-i Şerîat terbiyesinden tam ders alan neyyir-i hürriyet!..
İstibdâdın Garîbü'z-zamanı
Meşrûtiyetin Bediüzzaman’ı
Şimdikinin de Bid'atü'z-zamanı
Said Nursî ∗∗∗
Bundan sonra; İstanbul’da fazla kalmaz, Van’a gitmek üzere İstanbul’dan ayrılır, Batum yoluyla Van’a giderken Tiflis’e uğrar. Tiflis’te, Şeyh San'an Tepesine çıkar. Dikkatle etrafı temâşâ ederken yanına bir Rus polisi gelir ve sorar:
Bundan sonra; İstanbul’da fazla kalmaz, Van’a gitmek üzere İstanbul’dan ayrılır, Batum yoluyla Van’a giderken Tiflis’e uğrar. Tiflis’te, Şeyh San'an Tepesine çıkar. Dikkatle etrafı temâşâ ederken yanına bir Rus polisi gelir ve sorar:
— Niye böyle dikkat ediyorsun?
Bediüzzaman der:
— Medresemin plânını yapıyorum.
O der:
— Nerelisin?
Bediüzzaman:
— Bitlisliyim.
Rus polisi:
— Bu Tiflis’tir!
Bediüzzaman:
— Bitlis, Tiflis birbirinin kardeşidir.
Rus polisi:
— Ne demek?
Bediüzzaman:
— Asya’da, Âlem-i İslâmda üç nur birbiri arkasında inkişafa başlıyor. Sizde birbiri üstünde üç zulmet inkışa'a başlayacaktır. Şu perde-i müstebidâne yırtılacak, takallüs edecek, ben de gelip burada medresemi yapacağım.
