İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 72 / 683
72

Ümîdim kavîdir ki; çok masûmların kalblerinden harâret-i hüzünle tebahhur eden “ay! vay!” ve “ah!”lar, rahmetli bir bulut teşkil edecektir. Ve Âlem-i İslâmdaki yeni yeni İslâm Devletlerinin teşekkülleriyle o rahmetli bulut teşekküle başlamıştır.

Eğer medeniyet, böyle haysiyet kırıcı tecâvüzlere ve nifâk verici iftiralara ve insafsızcasına intikam fikirlerine ve şeytancasına muğâlatalara ve diyânette lâübâlîcesine hareketlere müsâid bir zemin ise herkes şâhid olsun ki; o saâdet-saray-ı medeniyet tesmiye olunan böyle mahall-i ağrâza bedel, Vilâyât-ı Şarkıyenin hürriyet-i mutlakanın meydânı olan yüksek dağlarındaki bedeviyet ve vahşet çadırlarını tercih ediyorum. Zîra bu mimsiz medeniyette görmediğim hürriyet-i fikir ve serbestî-i kelâm ve hüsn-ü niyet ve selâmet-i kalb, şarkî Anadolunun dağlarında tam mânâsıyla hükümfermâdır.

Bildiğime göre, edipler edebli olurlar. Edebsiz bazı gazeteleri, nâşir-i ağrâz görüyorum. Eğer edeb böyle ise ve efkâr-ı umumiye böyle karmakarışık olsa, şâhid olunuz ki böyle edebiyâttan vazgeçtim; bunda da dâhil değilim. Vatanımın yüksek dağlarında, yani Bâşit başındaki ecrâm ve elvâh-ı âlemi, gazetelere bedel mütâlaa edeceğim.

Muarradır fezâ-yı feyzimiz şeyn-i temennâdan,

Bize dâd-ı ezeldir, zîrden bâlâdan istiğnâ.

Çekildik neşve-i ümîdden, tûl-ü emellerden;

Öyle mecnûnuz ki, ettik vuslat-ı Leylâdan istiğnâ...

Tenbih: Medeniyetten istifâm, sizi düşündürecek. Evet böyle istibdâd ve sefâhete ve zilletle memzûc medeniyete bedeviyeti tercih ediyorum. Bu medeniyet, eşhâsı fakir ve sefîh ve ahlâksız eder. Fakat hakîki medeniyet, nev'-i insanın terakkî ve tekemmülüne ve mâhiyet-i nev'iyesinin kuvveden fiile çıkmasına hizmet ettiğinden, bu nokta-i nazardan medeniyeti istemek, insaniyeti istemektir.

Hem de mânâ-yı meşrûtiyete, iptilâ ve muhabbetimin sebebi şudur ki: Asya’nın ve Âlem-i İslâm’ın istikbâlde terakkîsinin birinci kapısı meşrûtiyet-i meşrûa ve şerîat dâiresindeki hürriyettir. Ve tâli' ve taht ve baht-ı İslâmın anahtarı da meşrûtiyetteki şûrâdır. Zîra; şimdiye kadar üçyüz yetmiş milyon İslâm ecânibin istibdâd-ı manevîsi altında eziliyordu. Şimdi Hâkimiyet-i İslâmiye, âlemde, bâhusus bundan sonra Asya’da hükümfermâ olduğu hâlde herbir ferd-i Müslüman hâkimiyetin bir cüz'-ü hakîkisine mâlik olur. Ve hürriyet üçyüz yetmiş milyon İslâmı esâretten halâs etmeğe bir çare-i yegânedir. Farz-ı muhâl olarak; burada yirmi milyon nüfûs, te'sis-i hürriyette çok zarar-dîde olsalar da fedâ olsunlar.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.