meşhûrenin ittifakla, can ve mallarını, peder ve aşîretlerini fedâ ettiren bir kuvvetli îmânla tasdikleridir.
Üçüncüsü: Her asırda binlerle efrâdı bulunan ve her fende dâhiyâne ileri giden ve muhtelif mesleklerde çalışan, ümmetinde yetişen hadsiz muhakkìk ve mütebahhir ulemâsının cemâat-i uzmâsının, tevâfukla ve ilmelyakìn derecesinde tasdikleridir. Demek bu Zâtın vahdâniyete şehâdeti, şahsî ve cüz'î değil, belki umumî ve küllî ve sarsılmaz ve bütün şeytanlar toplansa, karşısına hiçbir cihetle çıkamaz bir şehâdettir diye hükmetti.
İşte, Asr-ı Saâdet’te aklıyla beraber seyahat eden dünya misâfiri ve hayat yolcusunun o medrese-i nurâniyeden aldığı derse kısa bir işâret olarak, Birinci Makamın onaltıncı mertebesinde böyle:
لااِلٰهَاِلَّااللهُ الْوَاجِبُ الْوُجُودِ اَلْوَاحِدُ الْاَحَدُ الَّذِى دَلَّ عَلٰى وُجُوبِ وُجُودِهِ فِى وَحْدَتِهِ فَخْرُ الْعَالَمِ وَشَرَفُ نَوْعِ بَنِى آدَمَ بِعَظَمَةِ سَلْطَنَةِ قُرْآنِهِ وَحَشْمَةِ وُسْعَةِ دِينِهِ وَكَثْرَةِ كَمَالاَتِهِ وَعُلْوِيَّةِ اَخْلاَقِهِ حَتَّى بِتَصْدِيقِ اَعْدَائِهِ وَكَذَا شَهِدَ وَبَرْهَنَ بِقُوَّةِ مِآتِ مُعْجِزَاتِهِ الظَّاهِرَةِ الْبَاهِرَةِ الْمُصَدِّقَةِ الْمُصَدَّقَةِ وَبِقُوَّةِ آلاَفِ حَقَائِقِ دِينِهِ السَّاطِعَةِ الْقَاطِعَةِ بِاِجْمَاعِ آلِهِ ذَوِى الْاَنْوَارِ وَبِاِتِّفَاقِ اَصْحَابِهِ ذَوِى الْاَبْصَارِ وَبِتَوَافُقِ مُحَقِّقِى اُمَّتِهِ ذَوِى الْبَرَاهِينِ وَالْبَصَائِرِ النَّوَّارَةِ
denilmiştir.
17. Mertebe: Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân
Sonra, bu dünyada hayatın gayesi ve hayatın hayatı, îmân olduğunu bilen bu yorulmaz ve tok olmaz yolcu, kendi kalbine dedi ki: “Aradığımız Zâtın sözü ve kelâmı denilen, bu dünyada en meşhûr ve en parlak ve en hâkim ve ona teslîm olmayan herkese, her asırda meydân okuyan Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyân nâmındaki kitaba müracaat edip, O ne diyor bilelim. Fakat en evvel, bu kitab bizim Hàlık’ımızın kitabı olduğunu isbât etmek lâzımdır” diye taharrîye başladı.
Bu seyyah, bu zamanda bulunduğu münâsebetiyle en evvel, manevî i'câz-ı Kur'âniyenin lem'aları olan Risale-i Nura baktı ve onun yüzotuz risaleleri, âyât-ı Furkàniye’nin nükteleri ve ışıkları ve esâslı tefsirleri olduğunu gördü. Ve Risale-i Nur, bu kadar muannid ve mülhid bir asır
