Isparta’daki Hayatından Muhtelif Safhalar
ISPARTA’DAKİ HAYATINDAN MUHTELİF SAFHALAR (∗)[^4]
[^4]:(∗): Hz. Üstadımızın son Isparta hayatının mühim bir hâtırası, bir sahnesi ve bir levhası diyebileceğimiz bir ders dâiresi var ki, nedense o çok muazzam ve büyük hakikat, buraya yazılmamış. O da: Yanında hizmetinde bulunan talebelere 1954 senesinin başından başlıyarak Arabî Mesnevî-i Nuriye'yi ve Arabî İşârâtü'l-İ'câz'ı ders vermesidir. Ve o münâsebetle ve muhtelif vesilelerle hayatının ayrı ayrı safhalarını beyânda bulunmasıdır. Bu derslerden sonra Hz. Üstad Mesnevî-i Nuriye'yi ve İşârâtü'l-İ'câz'ı tercüme etmesi için biraderleri Abdülmecîd efendiye göndermiştir. Hem Risale-i Nurun yeni harf ile Ankara'da ve sonra İstanbul'da matbaalarda tab'edilmesi için neşredilecek kitaplar Isparta'da hazırlanmış, tashih edilmiş, ve matbaalarda tab' esnâsında hem Ankara, hem İstanbul'da tab'edilen kitaplar tashih için forma forma Isparta'ya gönderilmiş ve öylece tab'edilmiş. Ve bu nur mecmuaları tab'dan sonra Hz. Üstadla beraber defalarca sabah dersleri hâlinde ve öğle ve ikindi dersleri olarak okunmuştur. Bütün mecmualar bu sûretle meydâna gelmiştir. Hz. Üstad'ın hizmetinde bulunan talebeleri
Mahkeme safahâtı: Afyon Mahkemesi tarafından kitaplar serbest bırakılmadan, Malatya hâdisesi münâsebetiyle bazı vilâyet ve kasabalarda taharrîler yapıldı, mahkemeler açıldı. Ezcümle: Mersin’de, Rize’de, Diyarbakır’da Nurlar ve Nurcular aleyhine da'vâ açıldı; neticede mahkemeler berâet verdi. Birçok vilâyetlerde yapılan taharrîler ve soruşturmalar ile Nurcular aleyhine umumî bir da'vâ açılması için Isparta Müddeiumumîliği harekete geçti. Sekseni mütecâviz Nur talebesi hakkında iddianâme hazırlandı ve dosya Sorgu Hâkimliği’ne tevdî' edildi.
Emniyetin pek çok gizli mensûbları, Nur talebeleri arasında dolaşmaya, her hareketlerini kontrole başladılar. Ankara, İstanbul, Adapazarı, Safranbolu, Karabük, Dinar, İnebolu, Van gibi yerlerde araştırmalar, sorgular yapıldı. Yapılan bütün tedkîkàt ve taharrîler neticesi; vatan, millet aleyhinde zerre kadar bir hareket bulunmayıp, bil'akis her vatandaşın göğsünü iftiharla kabartacak ilmî, îmânî, vatanî hizmetler, ahlâkî gayret ve fa'âliyetler ile hareket ettikleri, Risale-i Nuru okumak, okutmak ve neşrine çalışmaktan başka bir gaye ve maksadları bulunmadığı anlaşılmasıyla, “Nurcularda suç bulamıyoruz, medâr-ı mes'ûliyet bir hareket ve fa'âliyetleri görülmemiştir.” diye umumen kanâat getirildi. Bu soruşturmalar, Risale-i Nurun hakkâniyetinin anlaşılmasına vesile oldu. Neticede Nurların berâetine karar verildi.
Urfa ve Diyarbakır’daki fa'âl Nur talebeleri birer Medrese-i Nuriye kurdular. Risale-i Nuru her sınıf halktan, bilhassa talebelerden, gençlerden gelen cemâate okumak sûretiyle ilmî derslere başladılar. Bu zamanda pek ehemmiyetli olan talebe-i ulûmun şerefini ihyâ ettiler. Şark havâlisinde büyük hizmet-i îmâniye îfâ olundu. Bir aralık Diyarbakır’da orada Nurlarla îmâna ve Kur'âna hizmet eden fa'âl bir Nur talebesi aleyhine da'vâ açıldı, berâetle neticelendi, mü'minlerin sürûr ve minnetdârlığına vesile oldu.
