hayat-ı uhreviyeni dahi Risale-i Nur’a fedâ ediyorsun, bu izzet-i nefis damarını dahi fedâ et. Hem sebeb-i hilkat-i kâinât Fahr-i Âlem Aleyhissalâtü Vesselâm’a “mecnûn” tâbiri istimâl eden insanlar bulunduğu gibi; senin o güneşe nisbeten zerrecik bir izzet-i nefsinin kırılmasına ehemmiyet verme” diye ihtar edildi, benim de kalbim rahat etti.
Said Nursî ∗∗∗
► (24) ◄
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
İstanbul ulemâsının en büyüğü ve en müdakkiki ve çok zaman Müftiü'l-enâm olan eski fetvâ emini, meşhûr Ali Rıza Efendi, Birinci Şuâ’daki, İşârât-ı Kur'âniyeyi ve Âyetü'l-Kübrâ gibi risaleleri gördükten sonra, Risale-i Nurun mühim bir talebesi olan Hâfız Emin’e demiş ki:
“Bediüzzaman, şu zamanda, Din-i İslâma en büyük bir hizmet eylediğini ve eserlerinin tam doğru olduğunu ve böyle bir zamanda ve mahrumiyet içinde, tam bir ferâğat-i nefis ettiğini ve onun Risale-i Nuru, müceddid-i din olduğunu kat'iyyen tasdik ederim. Cenâb-ı Hak, onu muvaffak eylesin, âmîn” demiş. Hem bazıların sakal bırakmamaklığına i'tirâzları münâsebetiyle; Mevlâna Celâleddin-i Rûmî’nin pederleri olan Sultanü'l-Ulemâ’nın bir kıssası ile onu müdafaa edip, Bediüzzaman’ın elbette bir ictihâdı vardır. İ'tirâz edenler haksızdır, demiş:
Ve Hoca Mustafa’ya (merhum) emretmiş, söylediğimi yaz:
“Bediüzzaman’a kemâl-i hürmetle selâm ederim. Te'lifâtınızın ikmaline hırz-ı can ile duâ etmekteyim. Bazı ulemâ-yı sû'un tenkidine uğradığına müteessir olma. Zîra ‘yemişli ağaç taşlanır.’ kaziyesi meşhûrdur. Mücâhedâtınıza devam buyurun. Cenâb-ı Hak ve Feyyâz-ı Mutlak âcilen murad ve matlûbunuza muvaffak-ı bilhayr eylesin âmîn. Bâkî Hakk’ın birliğine emânet olunuz.”
Eski Fetvâ Emini
Ali Rıza
İşte böyle müdakkik ve ilim ve şerîat ve Kur'ân cihetinde bu zamanda söz sâhibi en büyük âlim böyle hükmetmiş. ∗∗∗
► (25) ◄
Azîz, sıddık, müdakkik, müstakîm kardeşlerim!
Gayet ciddi bir ihtar ile bir hakikati beyân etmeye lüzum var. Şöyle ki: لاَ يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلَّا اللّٰهُ sırrıyla, ehl-i velâyet, gaybî olan şeyleri, bildirilmezse bilmezler. En büyük bir velî dahi, hasmının hakîki hâlini bilmedikleri için, haksız olarak mübâreze etmesini Aşere-i Mübeşşere’nin
