► (03) ◄
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللّٰهِ وَبَرَكَاتُهُ
Gayet şiddetli hasta Üstadımıza mühim, resmî bir zâttan bir mektûb geldi. Diyor ki: “Tarihçe-i Hayat”ın neşrolunmaması için eski partinin mühim adamları, büyük bir tâviz ile eski partinin bazı memurlarını bu hatâya sevketmişler...
Üstadımız da dedi ki: Bu “Tarihçe-i Hayat”ın en mühim kısmı üç defa Sebilürreşâd tarafından, dört defa da otuz kırk seneden beri hem eski harf, hem yeni harf ile neşredilmiş ve içindeki müdafaât parçaları da müteaddid mahkemelerin huzurunda okunmuş ve resmen de neşredilmiş. Yeni olarak, Medine-i Münevvere gibi haric yerlerden bir-iki âlim zâtın, izâh ve teşekkür nev'inden birkaç hakikatli mektûbları var. Onun için mahkemelerin resmen bunlara ilişecek hiçbir ciheti yok.
Sâniyen: Risale-i Nur, kırk-elli senede bütün ehl-i siyasetin tazyîkatı altında tek başına Âlem-i İslâmda hàrika bir tarzda neşrolduğu hâlde, şimdi milyonlar nâşirleri varken değil eski bir parti, dünya toplansa ona karşı bir sed çekemez, mümkün değil. Belki bir ilânnâme hükmüne geçer. Onun için, Nur talebeleri müteessir olmasınlar...
Sâlisen: Hem eski partinin bana karşı zulümlerini helâl ettiğimi, hem Kur'ânın bir kanun-u esâsiyesi olan ﴾ وَلاَ تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرَى ﴿ yani, birisinin hatâsı ile başkası, partisi, akrabası mes'ûl olmaz, olamaz, diye hem Anadolu, hem vilâyet-i şarkıyede Risale-i Nur’la neşredildiği sebebiyle, âsâyişe tam kuvvetli bir tarzda hizmet edilmiş. Demek bir manevî zâbıta hükmünde herkesin kalbinde bir yasakçı bırakıyor. Bu noktaya binâen, Risale-i Nur eski partinin dört-beş hatâsını yüz derece ziyâdeleştirmeye mânidir. Yüzde beş adamın hatâsını doksanbeşe de verip yirmi-otuz derece ziyâdeleştirmemiş. Onun için umum o partinin ekserîsi, iktidar partisi kadar Risale-i Nura minnetdâr olmak lâzımdır. Çünkü, bu dersi, bu kanun-u esâsiye-i Kur'âniyeyi Risale-i Nur ders vermeseydi, o beş adamın hatâsı, binler adamı da hatâkâr yapardı.
Râbian: Kat'iyyen tahakkuk etmiş ki: Risale-i Nur hàriçten hücum eden küfr-ü mutlaka karşı bu milleti ve Âlem-i İslâmiyeti muhâfaza edecek, Kur'ân-ı Hakîm’in mu'cize-i maneviyesinden bir derstir ki, dinsiz feylesoflardan hiçbirisi ona karşı mukàbele çaresi bulamadılar.
