adâlet-i İlâhiye ve hakikat-i Kur'âniye şiddetle men'ettiği için biz bütün kuvvetimizle bu ders-i Kur'âniyeye ittibâen âsâyişi muhâfazaya kendimizi dinen mecbur biliriz.
İşte bizi böyle haksız isnâdlarla itham eden Devr-i Sâbık’taki gizli düşmanlarımız şübhe yok ki ya siyaseti dinsizliğe âlet etmek istediler, yâhut bilerek, bilmeyerek bozuk ideolojileri memleketimize yerleştirmek gayretine düştüler. Görülüyor ki, nizâm ve intizamı bozan, maddî, manevî memleketin emniyet ve âsâyişini ihlâl eden bizler değil, asıl onlardı. Hakîki bir Müslüman, samîmî bir mü'min hiçbir zaman anarşiye ve bozgunculuğa tarafdâr olmaz. Dinin şiddetle men'ettiği şey, fitne ve anarşidir. Çünkü, anarşi hiçbir hak tanımaz. İnsanlık seciyelerini ve medeniyet eserlerini canavar hayvanlar seciyesine çevirir ki, bunun âhir zamanda “Ye'cüc” ve “Me'cüc” komitesi olduğuna Kur'ân-ı Hakîm işâret buyurmaktadır.
İşte muhterem hâkimler, yirmisekiz sene bana ve talebelerime böyle ezâ ve cefâda bulundular. Ve mahkemelerde savcılar bize hakaretlerde bulunmaktan çekinmediler. Biz, bunların hepsine tahammül ettik. Îmân ve Kur'âna hizmet yolunda devam ettik. Ve Devr-i Sâbık ricâlinin bütün o zulüm ve cefâlarını affettik. Çünkü onlar müstehak oldukları âkıbete uğradılar. Biz de, hak ve hürriyetimize kavuştuk. Sizler gibi âdil ve îmânlı hâkimler huzurunda söz söylemek fırsatını Allah bize bahşettiğinden dolayı şükrederiz. Hâzâ min fadli rabbî.
Said Nursî ∗∗∗
Avukat Mihri Helâv’ın Müdafaasından Parçalar
AVUKAT MİHRİ HELÂV’IN MÜDAFAASINDAN PARÇALAR:
Risale-i Nur müellifi, bütün müellif ve muharrirlerin en mütevâziidir. Şöhret ve tekebbürün en büyük düşmanıdır. Bütün dünya metâ'ına arka çevirmiştir. Ne mal, ne şöhret, ne nüfûz... Bunların hiçbirisi onun pâyine ulaşamamıştır ve ulaşamaz. Gandi bile onun kadar dünyadan elini çekememiştir. Günde elli gram ekmekle ve bir çanak çorba ile teğaddî eden bu büyük adam, yaşıyorsa ancak Kur'ân ve îmâna hizmet için yaşıyor. Başka hiç, hiçbir şeyin, onun nazarında kıymet ve ehemmiyeti yoktur. Böyle iken, eserinin medh ü sitâyişinde bulundu diye onu suçlandırmağa çalışmak, 163’üncü maddenin cürüm ağına sokmağa uğraşmak, hak ve adâletle, insafla, ilimle, insanî düşünce ile hukuk fikriyle, mantıkla, akıl ve fikirle kàbil-i te'lif midir? Burası yüksek mahkemenin takdirine aittir………
