Evvelâ içki hakkında bir hadîs-i şerîf okuduktan sonra pek acı sözler söyler. Vâlinin vurdurmak için işâret etmesi ihtimaline binâen de bir elini rovelverinin bulunduğu yerde tutar. Fakat vâli fevkalâde mütehammil ve hamiyetli bir zât olduğundan, kat'iyyen ses çıkarmaz. Oradan ayrılınca vâlinin yâveri genç Said’e:
— Ne yaptınız? Söyledikleriniz, i'dâmınızı mûcibdir, der.
Genç Said:
— İ'dâm hayâlime gelmedi, hapis ve nefiy zannederdim. Her ne ise bir münkeri def'etmek için ölürsem ne zararı var? Cevabında bulunur.
Oradan avdetinden bir-iki saat sonra, iki polis vâsıtasıyla vâli kendisini istetir. Vâlinin odasına girerken vâli hürmet ve ta'zîmle genç Said’i karşılayarak elini öpmek ister. İltifatla yer göstererek:
— Herkesin bir üstadı vardır. Sen de benim üstadımsın, der. ∗∗∗
► (01) ◄
Genç Said, fıtraten, bir kanun altında yaşamayı ve harekâtının tahdid olunmasını sevmez, her hâlinde, her hareketinde gayet serbest olmasını arzu eder ve dâima; “Ben, hürriyet ve serbestiyetimi hiçbir keyfî kanunla tahdid ettirmem.” derdi. Bunun içindir ki, ilk İstanbul’a teşrîflerinde yine her kayıddan uzak kalmakta ısrar etmiş ve hayatının bütün safhalarında bu vaziyet müşâhede edilmiştir. Ondaki bu serbestiyet ve hürriyet aşkı, hayatının yarısından sonra Avrupa’dan gelen müdhiş bir dalâlet ve zındıka taarruzuna karşı koymayı ve felsefe-i tabîiyeden doğan dehşetli bir istibdâd-ı mutlakın hilâf-ı Kur'ân prensiplerine boyun eğmemeyi, onlara itâat etmemeyi ve hakîki hürriyet-i meşrûa olan İslâmî hürriyet ve medeniyete çalışmayı netice vermiştir.
Molla Said, Bitlis’te iken onbeş-onaltı yaşlarında idi. Henüz sinn-i bülûğa vâsıl olmuştu. O zamana kadar bütün ma'lûmâtı “Sünûhât” kabîlinden olduğu için uzun uzadıya mütâlaaya lüzum görmezdi. Fakat o zaman sinn-i bülûğa vâsıl olduğundan mı veyâhut siyasete karıştığından mı, her nedense eski sünûhât yavaş yavaş kaybolmağa başladı. Bunun üzerine her türlü fenne ait eserleri tedkike koyuldu. Bilhassa Din-i İslâma vârid olan şek ve şübheleri reddetmek için “Metâli'” ve “Mevâkıf” nâm eserler ile ulûm-u âliye (آلِيَه) (Sarf, Nahiv, Mantık vesâire) ve àliyeye (عَالِيَه) (Tefsir ve İlm-i Kelâma) dair kırk kadar kitabı iki sene zarfında hıfzeyledi. Hattâ, her gün okumak şartıyla, hıfzettiği kitapların üç ayda bir kere devrine muvaffak oluyordu. Molla Said’in iki mütezâdd hâli vardı:
