İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 177 / 683
177

Yirmialtıncı Lem'anın Altıncı Ricâsı

Yirmialtıncı Lem'anın Altıncı Ricâsı

Bir zaman elîm bir esâretimde, insanlardan tevahhuş edip Barla Yaylası’nda Çam Dağı’nın tepesinde yalnız kaldım. Yalnızlıkta bir nur arıyordum. Bir gece, o yüksek tepenin başındaki yüksek bir çam ağacının üstündeki üstü açık odacıkta idim. Üç-dört gurbeti birbiri içinde ihtiyarlık bana ihtar etti. Altıncı Mektûb’da izâh edildiği gibi; o gece ıssız, sessiz, yalnız ağaçların hışırtılarından ve hemhemelerinden gelen hazîn bir sadâ, bir ses; rikkatime, ihtiyarlığıma, gurbetime ziyâde dokundu. İhtiyarlık bana ihtar etti ki; gündüz nasıl şu siyah bir kabre tebeddül etti, dünya siyah kefenini giydi, öyle de; senin ömrünün gündüzü de geceye ve dünya gündüzü de berzah gecesine ve hayatın yazı dahi ölümün kış gecesine inkılâb edeceğini kalbimin kulağına söyledi. Nefsim bilmecbûriye dedi:

Evet, ben vatanımdan garîb olduğum gibi, bu elli sene zarfındaki ömrümde zevâl bulan sevdiklerimden ayrı düştüğümden ve arkalarında onlara ağlayarak kaldığımdan, bu vatan gurbetinden daha ziyâde hazîn ve elîm bir gurbettir. Ve bu gece ve dağın garîbâne vaziyetindeki hazîn gurbetten daha ziyâde hazîn ve elîm bir gurbete yakınlaşıyorum ki, bütün dünyadan birden müfârakat zamanı yakınlaştığını ihtiyarlık bana haber veriyor.

Bu gurbet gurbet içinde ve bu hüzün hüzün içindeki vaziyetten bir ricâ, bir nur aradım. Birden “îmân-ı Billâh” imdâda yetişti. Öyle bir ünsiyet verdi ki; bulunduğum muzâaf vahşet bin defa tezâuf etse idi, yine o tesellî kâfî gelirdi.

Evet, ey ihtiyar ve ihtiyareler! Mâdem Rahîm bir Hàlık’ımız var; bizim için gurbet olamaz. Mâdem O var; bizim için herşey var. Mâdem O var; melâikeleri de var; öyle ise bu dünya boş değil; hàlî dağlar, boş sahrâlar Cenâb-ı Hakk’ın ibâdıyla doludur. Zîşuûr ibâdından başka, Onun nuruyla, Onun hesabıyla taşı da, ağacı da birer mûnis arkadaş hükmüne geçer. Lisân-ı hâl ile bizim ile konuşabilirler ve eğlendirirler.

Evet bu kâinâtın mevcûdâtı adedince ve bu büyük kitab-ı âlemin harfleri sayısınca vücûduna şehâdet eden; ve zîrûhların medâr-ı şefkat ve rahmet ve inâyet olabilen cihâzâtı ve mat'ûmâtı ve ni'metleri adedince rahmetini gösteren deliller, şâhidler; bize Rahîm, Kerîm, Enîs, Vedûd olan Hàlık’ımızın, Sâni'imizin, Hâmîmizin dergâhını gösteriyorlar. O dergâhta en makbûl bir şefâatçi acz ve zaaftır. Ve acz ve zaafın tam zamanı da, ihtiyarlıktır. Böyle bir dergâha makbûl bir şefâatçi olan ihtiyarlıktan küsmek değil, sevmek lâzımdır...

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.