İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 550 / 683
550

Bitlis hâdisesi münâsebetiyle evhâma düştü, emretti: “Onun silâhlarını alınız.” Bizden ellerine geçen onbeş mavzerimizi aldılar. Bir-iki ay sonra harb-i umumî patladı. Ben tüfeklerimi geri aldım. Her ne ise...

Bu hâller münâsebetiyle benden sordular ki: “Dehşetli fedâileri bulunan Ermeni komitesi sizden korkuyorlar ki; Siz Van’da Erek Dağı’na çıktığınız zaman, fedâiler sizden çekinip dağılıyorlar, başka yere gidiyorlar. Acaba sizde ne kuvvet var ki öyle oluyor?”

Ben de cevaben diyordum: “Mâdem fânî dünya hayatı, küçücük ve menfî milliyetin muvakkat menfaati ve selâmeti için bu hàrika fedâkârlığı yapan Ermeni fedâileri karşımızda görünürler. Elbette hayat-ı bâkiyeye ve pek büyük İslâm milliyet-i kudsiyesinin müsbet menfaatlerine çalışan ve ‘Ecel birdir’ i'tikàd eden talebeler, o fedâilerden geri kalmazlar (Hâşiye) [^9] . Lüzum olsa o kat'î ecelini ve zâhirî birkaç sene mevhûm ömrünü, milyonlar sene bir ömre ve milyarlar dindaşların selâmetine ve menfaatine tereddüdsüz, müftehirâne fedâ ederler.

[^9]:(Hâşiye) Kardeşlerim nâmına âcizâne diyorum ki: Lüzum olursa, inşâallâh çok ileri geçeceğiz. Bizler dinde olduğu gibi kahramanlıkta da ecdâdımızın vârisleri olduğumuzu göstereceğiz.

Said Nursî ∗∗∗

► (30) ◄

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ

Azîz, Sıddık, Vefâdâr ve Şefkatli Kardeşlerim!

İki gündür hem başımda, hem a'sâbımda te'sirli bir nezle ağrısı var. Böyle hâllerde bir derece dostlarla görüşmekten tesellî ve ünsiyet almağa ihtiyacım içinde acîb tecrid ve yalnızlık vahşeti beni sıktı. Böyle bir nev'i şekvâ kalbe geldi: “Neden bu tâzib oluyor, hizmetimize fâidesi nedir?”

Birden, bu sabah kalbe ihtar edildi ki: Siz bu şiddetli imtihana girmek ve inceden inceye sizi kaç defa “altın mı, bakır mı?” diye mehenge vurmak ve her cihette sizi insafsızca tecrübe etmek ve “nefislerinizin hisseleri ve desîseleri var mı, yok mu?” üç-dört eleklerle elenmek; hàlisâne, sırf hak ve hakikat nâmına olan hizmetinize pekçok lüzumu vardı ki; kader-i İlâhî ve inâyet-i Rabbâniye müsâade ediyor. Çünkü, böyle meydân-ı imtihanda inatçı ve bahâneci insafsız muârızların karşısında teşhîr edilmesinden herkes anladı ki; hiçbir hile, hiçbir enâniyet, hiçbir garaz, hiçbir dünyevî ve uhrevî ve şahsî menfaat karışmayarak, tam hàlis, hak ve hakikatten geliyor. Eğer perde altında kalsaydı çok mânâlar verilebilirdi.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.