İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 66 / 683
66

şecâat-i îmâniye ve akliye ve fenniyedir. Bazen bir münevverü'l-fikir, yüze mukâbildir. Ecnebîler size bu şecâatle galebeye çalışıyorlar. Yalnız şecâat-i fıtriye kâfî değil!...

Elhâsıl: Fahr-i Âlem’in fermânını size tebliğ ediyorum ki; itâat farzdır, zâbitinize isyan etmeyiniz!

Yaşasın askerler!. Yaşasın meşrûta-i meşrûa!..”

Demek ki ben, bu kadar âlim varken, böyle mühim vazifeleri derûhde ettiğimden cinayet ettim!..

On Birinci Cinayet

ONBİRİNCİ CİNAYET:

Ben, Vilâyât-ı Şarkıyede aşîretlerin hâl-i perîşaniyetini görüyordum. Anladım ki, dünyevî bir saâdetimiz, bir cihetle fünûn-u cedîde-i medeniye ile olacak. O fünûnun da gayr-ı müteaffin bir mecrâsı ulemâ ve bir menba'ı da medreseler olmak lâzımdır. Tâ, ulemâ-i din, fünûn ile ünsiyet peydâ etsin. Zîra, o vilâyâtta yarı bedevî vatandaşların zimâm-ı ihtiyarı, ulemâ elindedir. Ve o sâik ile Dersaâdet’e geldim.

Saâdet tevehhümü ile o vakitte –şimdi münkasım olmuş, şiddetlenmiş olan– istibdâdlar, merhum Sultan-ı mahlû’a isnâd edildiği hâlde; onun Zaptiye Nâzırı ile bana verdiği maaş ve ihsân-ı şâhânesini kabûl etmedim, reddettim. Hatâ ettim. Fakat o hatam, medrese ilmi ile dünya malını isteyenlerin yanlışlarını göstermekle, hayır oldu. Aklımı fedâ ettim, hürriyetimi terketmedim. O şefkatli sultana boyun eğmedim. Şahsî menfaatimi terkettim.

Şimdiki sivrisinekler beni cebirle değil, muhabbetle kendilerine müttefik edebilirler. Bir buçuk senedir burada memleketimin neşr-i maârifi için çalışıyorum. İstanbul’un ekserîsi bunu bilir.

Ben ki bir hammalın oğluyum. Bu kadar dünya bana müyesser iken kendi nefsimi hammal oğulluğundan ve fakr-ı hâlden çıkarmadım. Ve dünya ile kökleşemediğim ve en sevdiğim mevki olan Vilâyât-ı Şarkıyenin yüksek dağlarını terketmekle millet için tımarhâneye, tevkìfhâneye ve meşrûtiyet zamanında işkenceli hapishâneye düşmeme sebebiyet veren öyle umûrlara teşebbüs etmekle, büyük bir cinayet eyledim ki, bu dehşetli mahkemeye girdim!

Yarı Cinayet

YARI CİNAYET:

Şöyle ki: Dâire-i İslâmın merkezi ve râbıtası olan nokta-i hilâfeti elinden kaçırmamak fikriyle ve sâbık sultan merhum Abdülhamid Han Hazretleri, sâbık ictimâî kusurâtını derk ile nedâmet ederek kabûl-ü nasihate

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.