keşf ve kerâmet-i şahsiyeye ehemmiyet vermemesindendir. Ve velâyet-i kübrâ ashâbları olan sahâbîler gibi, veraset-i Nübüvvet sırrıyla, yalnız îmân nurlarını neşretmek ve ehl-i îmânın îmânlarını kurtarmaktır. Evet, Risale-i Nurun bu dehşetli zamanda kazandırdığı iki netice-i muhakkakası, herşeyin fevkındedir; başka şeylere ve makamlara ihtiyaç bırakmıyor.
Birinci Neticesi: Sadâkat ve kanâatle Risale-i Nur dâiresine girenler, îmânla kabre gireceğine gayet kuvvetli emâreler var.
İkincisi: Risale-i Nur dâiresinde, ihtiyarımız olmadan takarrür ve tahakkuk eden şirket-i maneviye-i uhreviye cihetiyle, herbir hakîki sâdık şâkird; binler dillerle, kalblerle duâ etmek, istiğfar etmek, ibâdet etmek ve bazı melâike gibi kırk bin lisân ile tesbih etmektir. Ve Ramazan-ı Şerîfteki hakikat-i Leyle-i Kadir gibi kudsî, ulvî hakikatleri, yüz bin el ile aramaktır. İşte bu gibi netice içindir ki, Risale-i Nur Şâkirdleri, Hizmet-i Nuriyeyi velâyet makamına tercih eder; keşf ve kerâmâtı aramaz ve âhiret meyvelerini dünyada koparmaya çalışmaz. Vazife-i İlâhiye olan muvaffakıyet ve halka kabûl ettirmek ve revâc vermek ve galebe ettirmek ve müstehak oldukları şân ü şeref ve ezvâk ve inâyetlere mazhar etmek gibi kendi vazifelerinin haricinde bulunan şeylere karışmazlar ve harekâtını, onlara bina etmezler, hàlisen, muhlisen çalışırlar: “Vazifemiz hizmettir, o yeter.” derler.
Said Nursî ∗∗∗
► (33) ◄
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Seksen küsûr sene kıymetinde bulunan ve Ramazan-ı Şerîfin mecmûunda gizlenen Leyle-i Kadri kazanmak için, Risale-i Nur Şâkirdlerinin şirket-i maneviye-i uhreviyeleri muktezâsınca, herbiri mütekellim-i maa'l-gayr sîgasınca اَجِرْنَا ❀ اِرْحَمْنَا ❀ اِغْفِرْلَنَا gibi tâbiratta, çok dikkat ile Risale-i Nur’un sâdık şâkirdlerini niyet etmek gerektir. Tâ herbir şâkird, umumun nâmına münâcât edip çalışsın. Bu bîçâre, az çalışabilen ve haddinden çok fazla hizmet ondan beklenen bu kardeşinize, o hüsn-ü zanları yanlış çıkarmamak için, geçmiş Ramazan gibi yardımınızı ricâ ediyorum.
Said Nursî ∗∗∗
