İki Mekteb-i Musîbet Şehâdetnâmesi yâhut Dîvân-ı Harb-i Örfî ve Said-i Nursî adlı eserden parçalar:
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ ❀ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلَّا يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ
Mukaddime
Mukaddime
Vaktâ ki hürriyet, divânelikle yâdolunurdu; zaîf istibdâd, tımarhâneyi bana mekteb eyledi. Vaktâ ki îtidâl, istikamet; irtica ile iltibas olundu; meşrûtiyette şiddetli istibdâd, hapishâneyi mekteb eyledi.
Ey şu şehâdetnâmemi temâşâ eden zevât! Lütfen, rûh ve hayâlinizi, misâfireten, yeni medeniyete karışmış, asabî bir bedevî talebenin hâl-i ihtilâlde olan ceset ve dimağına gönderiniz. Tâ tahtie ile hatâya düşmeyiniz!...
Otuzbir Mart Hâdisesinde Dîvân-ı Harb-i Örfî’de dedim ki:
Ben talebeyim. Onun için herşeyi Mîzan-ı Şerîatla muvâzene ediyorum. Ben, milliyetimizi yalnız İslâmiyet biliyorum. Onun için herşeyi de İslâmiyet nokta-i nazarından muhâkeme ediyorum.
Ben hapishâne denilen âlem-i berzahın kapısında dururken ve darağacı denilen istasyonda âhirete giden şimendiferi beklerken, cem'iyet-i beşeriyenin gaddârâne hâllerini tenkid ederek; değil yalnız sizlere, belki bu zamandaki nev'-i benî beşere îrâd ettiğim bir nutuktur. Onun için, ﴾ يَوْمَ تُبْلَى السَّرَائِرُ ﴿ sırrınca, kabr-i kalbden hakàik çıplak çıktı. Nâmahrem olan kimseler nazar etmesin.
Âhirete kemâl-i iştiyak ile müheyyâyım. Bu asılanlarla beraber gitmeye hazırım. Nasıl ki, bir bedevî garâib-perest, İstanbul’un acâib ve mehâsinini işitmiş, fakat görmemiş; nasıl kemâl-i hâhişle görmeyi arzu eder!... Ben de ma'raz-ı acâib ve garâib olan Âlem-i âhireti, o hâhişle görmek istiyorum. Şimdi de öyleyim. Beni oraya nefyetmek, bana ceza değil! Sizin elinizden gelirse, beni vicdânen tâzib ediniz! Ve illâ başka sûretle azâb, azâb değil, benim için bir şândır!
Bu hükûmet, zaman-ı istibdâdda akla husûmet ediyordu; şimdi de hayata adâvet ediyor... Eğer hükûmet böyle olursa; yaşasın cünûn! Yaşasın mevt! Zâlimler için de yaşasın Cehennem!..
