► (30) ◄
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Risale-i Nur’un mesleği ise; vazifesini yapar, Cenâb-ı Hakk’ın vazifesine karışmaz. Vazifesi tebliğdir. Kabûl ettirmek, Cenâb-ı Hakk’ın vazifesidir. Hem kemiyete ehemmiyet verilmez. Sen o havâlide bir tek Âtıf’ı bulsan, yüzü bulmuş gibidir, merak etme. Hem mümkün olduğu kadar, hàriçten gelen böyle ilişmelere ehemmiyet verme. Fakat ihtiyat ile bu atâlet mevsimi ve gaflet zamanı ve derd-i maîşet ibtilâsı zamanında cüz'î bir iştigâl de ehemmiyetlidir. Tevakkuf değil; muvaffakıyetsizlik, mağlûbiyet yok; Risale-i Nur’un her tarafta gâlibâne fütûhâtı var.
Said Nursî ∗∗∗
► (31) ◄
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, Sıddık Kardeşlerim,
Risale-i Nur dünya işlerine âlet olamaz. Dünya işlerinde siper edilmez. Çünkü, ehemmiyetli bir ibâdet-i tefekküriye olduğu cihetle, dünyevî maksadlar kasden ondan istenilmez. İstenilse, ihlâs kırılır. O ehemmiyetli ibâdet şekli değişir. Bazı çocuklar gibi, döğüştükleri vakit Kur'ân’ı siper eder. Başına gelen darbe, Kur'ân’a geldiği gibi, Risale-i Nur, böyle muannid hasımlara karşı siper istimâl edilmemeli. Evet, Risale-i Nura ilişenler, tokat yerler. Yüzer vukûât şâhiddir. Fakat Risale-i Nur, tokatlarda istimâl edilmez ve niyet ve kasd ile tokatlar gelmez. Çünkü, sırr-ı ihlâs ve sırr-ı ubûdiyete münâfîdir. Bizler, bizlere zulmedenleri, bizi himâye eden ve Risale-i Nur’da istihdam eden Rabbimize havâle ediyoruz... Evet dünyaya ait hàrika neticeler, bazı evrâd-ı mühimme gibi, Risale-i Nur’da çokça terettüb ediyor. Fakat onlar istenilmez, belki verilir. İllet olamaz, bir fâide olabilir. Eğer istemekle olsa, illet olur, ihlâsı kırar; o ibâdeti kısmen ibtal eder. ∗∗∗
► (32) ◄
Evet, Risale-i Nur’un o kadar dehşetli muannidlere karşı gâlibâne mukâvemeti, sırr-ı ihlâstan, hiçbir şeye âlet edilmemesinden ve doğrudan doğruya saâdet-i ebediyeye bakmasından ve hizmet-i îmâniyeden başka bir maksad takib etmemesinden ve bazı ehl-i tarîkatın ehemmiyet verdikleri
