► (12) ◄
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz Sıddık Kardeşlerim;
Evvelce, hayat-ı dünyeviyeyi, hayat-ı uhreviyeye tercih etmeye dair yazılan iki parçaya tetimmedir.
Bu acîb asrın hayat-ı dünyeviyeyi ağırlaştırması ve yaşama şerâitini ağırlaştırıp çoğaltması ve hâcât-ı gayr-ı zarûriyeyi, görenekle, tiryâki ve mübtelâ etmekle hâcât-ı zarûriye derecesine getirmesiyle hayatı ve yaşamayı, herkesin her vakitte en büyük maksad ve gayesi yapmıştır. Onunla hayat-ı diniye ve ebediye ve uhreviyeye karşı ya sed çeker veya ikinci, üçüncü derecede bırakır. Bu hatânın cezası olarak öyle dehşetli tokat yedi ki, dünyayı başına Cehennem eyledi.
İşte bu dehşetli musîbette, ehl-i diyânet dahi büyük bir vartaya düşüyorlar ve kısmen anlamıyorlar. Ezcümle:
Gördüm ki, ehl-i diyânet; ehl-i takvâ bir kısım zâtlar bizimle gayet ciddi alâkadarlık peydâ ettiler. O bir-iki zâtta gördüm ki, diyâneti ister ve yapmasını sever, tâ ki hayat-ı dünyeviyesinde muvaffak olabilsin, işi rastgelsin. Hattâ tarîkatı, keşf ve kerâmet için ister. Demek âhiret arzusunu ve dinî vezâifin uhrevî meyvelerini dünya hayatına bir dirsek, bir basamak gibi yapıyor. Bilmiyor ki saâdet-i uhreviye gibi saâdet-i dünyeviyeye dahi medâr olan hakàik-ı diniyenin fevâid-i dünyeviyesi, yalnız tercih edici ve teşvik edici derecesinde olabilir. Eğer illet derecesine çıksa ve o amel-i hayrın yapılmasındaki maksad o fâide olsa, o ameli ibtal eder; lâakal ihlâsı kırılır, sevâbı kaçar.
Bu hasta ve gaddâr ve bedbaht asrın belâ ve vebâsından ve zulüm ve zulümâtından en mücerreb bir kurtarıcı, Risale-i Nurun mîzanları ve muvâzeneleriyle, neşrettiği nur olduğuna kırk bin şâhid vardır. Demek Risale-i Nurun dâiresine yakın bulunanlar içine girmezse, tehlike ihtimali kavîdir.
Evet ﴾ يَسْتَحِبُّونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا عَلَى الْاٰخِرَةِ ﴿ işâretiyle, bu asır hayat-ı dünyeviyeyi hayat-ı uhreviyeye, Ehl-i İslâma da bilerek, tercih ettirdi.
Hem bin üçyüz otuzdört tarihinden başlayıp, öyle bir rejim ehl-i Îmân içine sokuldu. Evet ﴾ عَلَى الْاٰخِرَةِ ﴿ cifir ve ebced hesabıyla bin üçyüz otuzüç veya dört ederek, aynı vakitte eski harb-i umumîde İslâmiyet düşmanları galebe çalmakla, muâhede şartını, dünyayı dine tercih rejiminin mebde'ine tevâfuk ediyor. İki-üç sene sonra bilfiil neticeleri görüldü.
Said Nursî ∗∗∗
