yaldızlı te'sirleri kesif madde âleminde bırakarak; rûhu ile maneviyat âleminin pırıl pırıl nurlar saçan ufuklarına yükselmiş bir hâldedir.
Büyük mutasavvıfların (R.A.) fenâ fillâh, bekà billâh diye ta'rif ve tavsif buyurdukları yüksek mertebe, işte bu kudsî şerefe nâil olmaktır.
Evet, her mü'minin kendine mahsûs bir huzur, huşû, tefeyyüz, tecerrüd ve istiğrak hâli vardır ve herkes, îmân ve irfanı, salâh ve takvâsı, feyiz ve maneviyatı nisbetinde bu İlâhî hazdan feyizyâb olabilir. Lâkin bu güzel hâl, bu tatlı visâl ve bu emsâlsiz haz; geçen âyet-i kerîmedeki ihsân erbâbı olan o büyük mücâhidlerde her zaman devam ediyor. Ve işte onlar bu sebebden dolayıdır ki, Mevlâyı unutmak gafletine düşmüyorlar. Nefisleri ile, arslanlar gibi bütün ömürleri boyunca çarpışıyorlar. Ve hayatlarının her lahzası, en yüksek terakkî ve tekâmül hâtıraları kaydediyor. Ve bütün varlıkları, o cemâl, kemâl ve celâl sıfatları ile muttasıf olan Rabbü'l-Âlemîn’in rızâsında erimiş bulunuyorlar.
Mevlâ, bizleri de o bahtiyarlar zümresine ilhâk eylesin, âmîn... ∗∗∗
Yukarıdaki sahifelerde, Büyük Üstad’ın, dostlarını meftûn ve hayran ettiği kadar da düşmanlarını dehşetler içerisinde bırakan azametli îmânından bahsettik. Biraz da mümtâz şahsiyeti, nurdan bir hâle hâlinde sarmakta olan üstün meziyetlerinden, ahlâk ve kemâlâtından bahsedelim.
Ma'lûm ya, her şahsiyeti, muhtelif ve muayyen meziyetler çerçeveler. Binâenaleyh, Üstad’ın şahsiyetini tekvîn eden başlıca sıfatlar şunlardır:
Ferâğati
FERÂĞATİ:
Bir da'vâ sâhibinin ve bilhassa ıslahatçının muvaffakıyet şartlarının en mühimmi ferâğattir. Zîra gözler ve gönüller, bu mühim noktayı en ince bir hassâsiyetle tedkik ve takibe meyyâldirler. Üstad’ın bütün hayatı ise, baştan başa ferâğatin şâheser misâlleri ile dolup taşmaktadır.
Allâme Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi merhumdan, ferâğate ait şöyle bir söz işitmiştim: “İslâm, bugün öyle mücâhidler ister ki dünyasını değil, âhiretini dahi fedâ etmeye hazır olacak!..”
Büyük adamdan sâdır olan bu büyük sözü tamamen kavrayamadığım için, mutasavvıfların istiğrak hâllerinde söyledikleri esrârlı sözlere benzeterek, herkese söylememiş ve olur olmaz yerlerde de açmamıştım. Vaktâ ki aynı sözü Bediüzzaman’ın ateşler saçan heyecanlı ifâdelerinde de okuyunca anladım ki, büyüklere göre ferâğatin ölçüsü de büyüyor... Evet, İslâm için bu kadar acıklı bir ferâğate katlanmaya râzı olan mücâhidleri, Erhamürrâhimîn olan Allah-u Zülkerîm Teâlâ ve Tekaddes Hazretleri bırakır mı? O fedâi kulunu lütûf ve kereminden, inâyet ve merhametinden mahrum etmek şânına – hâşâ – yakışır mı?
