► (03) ◄
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ
[Bir suâle mecburî cevabın tetimmesidir.]
Azîz Sıddık Kardeşlerim,
Bu yaz mevsimi, gaflet zamanı ve derd-i maîşet meşgalesi hengâmı ve Şühûr-u Selâse’nin çok sevâblı ibâdet vakti ve zemin yüzündeki fırtınaların silâhla değil, diplomatlıkla çarpışmaları zamanı olduğu cihetle; gayet kuvvetli bir metânet ve vazife-i nuriye-i kudsiyede bir sebat olmazsa, Risale-i Nur’un hizmeti zararına bir atâlet bir fütûr ve tevakkuf başlar.
Azîz kardeşlerim, siz kat'î biliniz ki: Risale-i Nur ve şâkirdlerinin meşgul oldukları vazife, rû-yi zemindeki bütün muazzam mesâilden daha büyüktür. Onun için, dünyevî merak-âver mes'elelere bakıp, vazife-i bâkiyenizde fütûr getirmeyiniz. Meyvenin Dördüncü Mes'elesini çok defa okuyunuz, kuvve-i maneviyeniz kırılmasın.
Evet, ehl-i dünyanın bütün muazzam mes'eleleri; fânî hayatta zâlimâne olan düstur-u cidâl dâiresinde; gaddârâne, merhametsiz ve mukaddesât-ı diniyeyi dünyaya fedâ etmek cihetiyle, kader-i İlâhî, onların o cinayetleri içinde, onlara bir manevî Cehennem veriyor. Risale-i Nur ve şâkirdlerinin çalıştıkları ve vazifedâr olduktan fânî hayata bedel, bâkî hayata perde olan ölümü ve hayat-ı dünyeviyenin perestişkârlarına gayet dehşetli ecel cellâdının, hayat-ı ebediyeye birer perde ve ehl-i îmânın saâdet-i ebediyelerine birer vesile olduğunu, iki kere iki dört eder derecesinde kat'î isbât etmektedir. Şimdiye kadar o hakikati göstermişiz.
Elhâsıl: Ehl-i dalâlet, muvakkat hayata karşı mücâdele ediyorlar. Bizler, ölüme karşı Nur-u Kur'ân ile cidâldeyiz. Onların en büyük mes'elesi –muvakkat olduğu için– bizim mes'elemizin en küçüğüne –bekàya baktığı için– mukâbil gelmiyor. Mâdem onlar divânelikleriyle bizim muazzam mes'elelerimize tenezzül edip karışmıyorlar; biz, neden kudsî vazifemizin zararına onların küçük mes'elelerini merakla takib ediyoruz?..
Bu âyet ﴾ لاَ يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ اِذَا اهْتَدَيْتُمْ ﴿ ve usûl-i İslâmiyetin ehemmiyetli bir düsturu olan اَلرَّاضِى بِالضَّرَرِ لاَ يُنْظَرُ لَهُ yani: “Başkasının dalâleti sizin hidayetinize zarar etmez; sizler, lüzumsuz onların dalâletleriyle meşgul olmayasınız...”
