İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 97 / 683
97

maneviye ve bir metânetle ve îmândaki hakikatle onlara bakıyor. Bir Sâni'-i Hakîm’in hikmet dâiresinde tedbir ve idaresini müşâhede eder, evhâm ve korkulardan kurtulur. “Sâni'-i Hakîm’in emri ve izni olmadan bu seyyâr kâinâtlar hareket edemezler, ilişemezler” deyip anlar. Kemâl-i emniyetle hayat-ı dünyeviyesinde derecesine göre saâdete mazhar olur.

Kimin kalbinde îmândan ve Din-i Haktan gelen bu hakikat çekirdeği bulunmazsa ve nokta-i istinâdı olmazsa, bilbedâhe temsîldeki Rüstem ve Herkül’ün cesâretleri ve kahramanlıkları kırıldığı gibi, onun cesâreti ve kuvve-i maneviyesi müzmahil olur ve vicdânı tefessüh eder. Ve kâinâtın hâdisâtına esir olur, herşeye karşı korkak bir dilenci hükmüne düşer.

Îmânın bu sırr-ı hakikatini ve dalâletin de bu dehşetli şekàvet-i dünyeviyesini, Risale-i Nur yüzer kat'î hüccetlerle isbât ettiğine binâen, bu pek uzun hakikati kısa kesiyoruz.

Acaba en ziyâde kuvve-i maneviyeye ve tesellîye ve metânete ihtiyacını hissetmiş bu asırdaki beşer, bu zamanda o kuvve-i manevîyi ve tesellîyi ve saâdeti te'min eden ve İslâmiyet ve îmândaki nokta-i istinâd olan hakàik-ı îmâniyeyi bırakıp, garblılaşmak ünvânı ile İslâmiyet milliyetinden istifade yerine, bütün bütün kuvve-i maneviyeyi kırıp ve tesellîyi mahveden ve metânetini kıran dalâlet ve sefâhete ve yalancı politika ve siyasete dayanması; ne kadar maslahat-ı beşeriyeden ve menfaat-i insaniyeden uzak bir hareket olduğunu pek yakın bir zamanda intibâha gelmiş –başta İslâm olarak– beşer hissedecek ve dünyanın ömrü kalmışsa Kur'ânın hakàikına yapışacak. ∗∗∗

► (06) ◄

O vakit Kosova’da, büyük bir İslâm Dâru'l-Fünûnu’nun te'sisine teşebbüs edilmişti. Orada hem İttihâdçılara, hem Sultan Reşâd’a der ki: “Şark, böyle bir dâru'l-fünûna daha ziyâde muhtaç ve Âlem-i İslâmın merkezi hükmündedir.” Bunun üzerine şarkta bir dâru'l-fünûn açılacağını va'dederler. Bilâhare Balkan Harbi çıkmasıyla, o medrese yeri yani Kosova istilâ edilir. Bunun üzerine müracaatla Kosova’daki dâru'l-fünûn için tahsîs edilen ondokuz bin altın liranın Şark Dâru'l-Fünûnu için verilmesini taleb eder, bu talebi kabûl edilir.

Bediüzzaman tekrar Van’a hareket eder. Van Gölü kenarındaki Artemit’te (Edremit) o dâru'l-fünûnun temeli atılır. Fakat ne çare ki Harb-i Umumînin zuhûruyla, teşebbüs geri kalır. Zâten o kış Molla Said, talebelerine; “Hazır olunuz, büyük bir musîbet ve felâket bize yaklaşıyor” diye haber vermişti.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.