İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 96 / 683
96

karşı mütemâdiyen korku, elem, dehşet ve telâş vermesiyle küfür ve dalâlât bir Cehennem zakkumu olduğunu ve bu dünyada da sâhibini bir Cehennem içine koyduğunu ve din ve îmândan haric binler fen ve terakkiyât-ı beşeriye, o Rüstem ve Herkül’ün kahramanlıkları gibi beş para fayda vermediğini gösterip; yalnız ibtal-i his nev'inden muvakkaten o elîm korkuları hissetmemek için sefâhet ve sarhoşlukla şırınga ediyor...

İşte îmân ve küfrün muvâzenesi, Âhirette Cennet ve Cehennem gibi meyveleri ve neticeleri verdiği gibi; dünyada da îmân bir manevî Cenneti te'min ve ölümü bir terhis tezkeresine çevirmesini ve küfür, dünyada dahi bir manevî Cehennem ve hakîki saâdet-i beşeriyeyi mahvetmesi ve ölümü bir i'dâm-ı ebedî mâhiyetine getirmesini, kat'î ve his ve şühûda istinâd eden Risale-i Nurun yüzer hüccetlerine havâle edip kısa kesiyoruz.

Bu temsîlin hakikatini görmek isterseniz başınızı kaldırınız, bu kâinâta bakınız! Ne kadar şimendifer misillû balon, otomobil, tayyare, berriye ve bahriye gemiler... Karada, denizde, havada Kudret-i Ezeliyenin nizâm ve hikmetle halkettiği yıldızların kürelerine ve kâinât ecrâmına ve hâdisâtın silsilelerine ve müteselsil vâkıâtlarına bakınız.

Hem âlem-i şehâdette ve cismânî kâinâtta bunların vücûdu gibi, âlem-i rûhâni ve maneviyatta Kudret-i Ezeliyenin daha acîb müteselsil nazîreleri var olduğunu aklı bulunan tasdik eder, gözü bulunan çoğunu görebilir.

İşte kâinât içinde maddî ve manevî bütün bu silsileler, îmânsız ehl-i dalâlete hücum ediyor, tehdid ediyor, korkutuyor, kuvve-i maneviyesini zîr ü zeber ediyor.

Ehl-i îmâna, değil tehdid ve korkutmak belki; sevinç, saâdet, ünsiyet ve ümîd ve kuvvet veriyor.

Çünkü ehl-i îmân, îmânla görüyor ki, o hadsiz silsileleri, maddî ve manevî şimendiferleri, seyyâr kâinâtları mükemmel intizam ve hikmet dâiresinde birer vazifeye sevkeden bir Sâni'-i Hakîm onları çalıştırıyor. Zerre mikdar vazifelerinde şaşırmıyorlar, birbirine tecâvüz edemiyorlar. Ve kâinâttaki kemâlât-ı san'ata ve tecelliyât-ı cemâliyeye mazhar olduklarını görüp kuvve-i maneviyeyi tamamıyla eline verip, saâdet-i ebediyenin bir nümûnesini îmân gösteriyor.

İşte ehl-i dalâletin îmânsızlıktan gelen dehşetli elemlerine ve korkularına karşı hiçbir şey, hiçbir fen, hiçbir terakkiyât-ı beşeriye, bir tesellî veremez, kuvve-i maneviyeyi te'min edemez. Cesâreti zîr ü zeber olur. Fakat muvakkat gaflet perde çeker, aldatır.

Ehl-i îmân, îmân cihetiyle değil korkmak ve kuvve-i maneviyesi kırılmak, belki o temsîldeki masûm çocuk gibi fevkalâde bir kuvve-i

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.