İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 318 / 683
318

ve vahdetine ve sıfât-ı kudsiyesine şehâdet edip birbirine muvâfık ve mutâbık olarak ihbar etmişler. Bu hadsiz ihbarâtın tevâfuku ve tetâbuku, güneş gibi sana bir rehberdir.” dediklerini bildi ve onun nur-u îmânı parladı, zeminden göklere çıktı.

İşte bu yolcunun melâikeden aldığı derse kısa bir işâret olarak Birinci Makamın onbirinci mertebesinde:

لااِلٰهَاِلَّااللهُ الْوَاجِبُ الْوُجُودِ الَّذِى دَلَّ عَلٰى وُجُوبِ وُجُودِهِ فِى وَحْدَتِهِ اِتِّفَاقُ الْمَلٰئِكَةِ الْمُتَمَثِّلِينَ لِاَنْظَارِ النَّاسِ وَالْمُتَكَلِّمِينَ مَعَ خَوَاصِّ الْبَشَرِ بِاِخْبَارَاتِهِمُ الْمُتَطَابِقَةِ الْمُتَوَافِقَةِ

denilmiştir.

12-13. Mertebeler: Müstakîm ve Münevver Akıllar, Selîm ve Nurânî Kalbler

Sonra, pür-merak ve pür-iştiyak o misâfir, âlem-i şehâdet ve cismânî ve maddî cihetinde mahsûs tâifelerin dillerinden ve lisân-ı hâllerinden ders aldığından, âlem-i gayb ve âlem-i berzahta dahi mütâlaa ile bir seyahat ve bir taharrî-i hakikat arzu ederken, her tâife-i insaniyede bulunan ve kâinâtın meyvesi olan insanın çekirdeği hükmünde bulunan ve küçüklüğü ile beraber, ma'nen kâinât kadar inbisat edebilen müstakîm ve münevver akılların, selîm ve nurânî kalblerin kapısı açıldı. Baktı ki; onlar, âlem-i gayb ve âlem-i şehâdet ortasında insanî berzahlardır ve iki âlemin birbiriyle temâsları ve muâmeleleri, insana nisbeten o noktalarda oluyor gördüğünden, kendi akıl ve kalbine dedi ki:

“Gelin, bu emsâlinizin kapısından hakikate giden yol daha kısadır. Biz öteki yollardaki dillerden ders aldığımız gibi değil, belki îmân noktasındaki ittisaflarından ve keyfiyet ve renklerinden mütâlaamız ile istifade etmeliyiz” dedi, mütâlaaya başladı. Gördü ki:

İsti'datları gayet muhtelif ve mezhebleri birbirinden uzak ve muhâlif olan umum istikametli ve nurlu akılların îmân ve tevhiddeki ittisafkârâne ve râsihâne i'tikàdları tevâfuk ve sebatkârâne ve mutmainâne kanâat ve yakìnleri tetâbuk ediyor. Demek, tebeddül etmeyen bir hakikate dayanıp bağlanmışlar ve kökleri metîn bir hakikate girmiş kopmuyor. Öyle ise bunların nokta-i îmâniyede ve vücûb ve tevhidde icmâları, hiç kopmaz bir zincir-i nurânîdir ve hakikate açılan ışıklı bir penceredir.

Hem gördü ki: Meslekleri birbirinden uzak ve meşrebleri birbirine mübâyin olan o umum selîm ve nurânî kalblerin erkân-ı îmâniyedeki müttefikâne ve itmi'nânkârâne ve müncezibâne keşfiyât ve müşâhedâtları birbirine tevâfuk ve tevhidde birbirine mutâbık çıkıyor.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.