bine çıkar ve cuma gecelerinde binlere ve Leyle-i Kadirde otuzbine çıkar. Bu pekçok uhrevî fâideleri kazandıran ticâret-i uhreviyenin bir kudsî pazarı ve ehl-i hakikat ve ibâdet için mümtâz bir meşheri ve üç ayda seksen sene bir ömrü ehl-i îmâna te'min eden şühûr-u selâseyi böyle bire on kâr veren Medrese-i Yûsufiye’de geçirmek, elbette büyük bir kârdır. Ne kadar zahmet çekilse ayn-ı rahmettir. İbâdet cihetinde böyle olduğu gibi, Nur hizmeti dahi nisbeten –kemiyet değilse de keyfiyet itibariyle– bire beştir. Çünkü, bu misâfirhâneye mütemâdiyen giren ve çıkanlar, Nurun derslerinin intişarına bir vâsıtadır. Bazen bir adamın ihlâsı, yirmi adam kadar fâide verir. Hem Nurun, sırr-ı ihlâsı; siyasetkârâne kahramanlık damarını taşıyan, Nurun tesellîlerine pekçok muhtaç bulunan mahpus bîçâreler için de bir parça zahmet ve sıkıntı olsa da, ehemmiyeti yok. Ve derd-i maîşet ciheti ise: Zâten bu üç ay âhiret pazarı olmasından herbiriniz çok şâkirdlerin bedeline, hattâ bazınız bin adamın yerinde buraya girdiğinden, elbette sizin haricî işlerinize yardımları olur diye tamamıyla ferâhlandım ve bayrama kadar burada bulunmak büyük bir ni'mettir bildim.
Said Nursî ∗∗∗
► (14) ◄
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Bazı emârelerle bildim ki, gizli düşmanlarımız Nurların kıymetini düşürmek fikriyle siyaset mânâsını hatırlatan mehdilik da'vâsını tevehhüm ile güyâ Nurlar buna bir âlettir diye çok asılsız bahâneleri araştırıyorlar. Belki benim şahsıma karşı bu işkenceler, bu evhâmlarından ileri geliyor. Ben o gizli zâlim düşmanlara ve onları aleyhimizde dinleyenlere derim: Hâşâ! Sümme hâşâ!.. Hiçbir vakit böyle haddimden tecâvüz edip îmân hakikatlerini şahsiyetime bir makam-ı şân ü şeref kazandırmağa âlet etmediğime bu yetmişbeş, hususan otuz senelik hayatım ve yüzotuz Nur Risaleleri ve benim ile tam arkadaşlık eden binler zâtlar şehâdet ederler.
Evet, Nur şâkirdleri biliyorlar ve mahkemelerde hüccetlerini göstermişim ki; şahsıma değil bir makam, şân ü şeref ve şöhret vermek ve uhrevî ve manevî bir mertebe kazandırmak, belki bütün kanâat ve kuvvetimle ehl-i îmâna bir hizmet-i îmâniye yapmak için, değil yalnız dünya hayatımı ve fânî makàmâtını, belki –lüzum olsa– âhiret hayatımı ve herkesin aradığı uhrevî bâkî mertebelerini fedâ etmeği; hattâ Cehennemden bazı bîçâreleri kurtarmağa vesile olmak için –lüzum olsa– Cenneti bırakıp Cehenneme girmeği kabûl ettiğimi hakîki kardeşlerim bildikleri gibi, mahkemelerde dahi bir cihette isbât ettiğim hâlde, beni bu ittihamla Nur ve îmân
