sizlere müracaat etmedim ve hiç gazete okumadım; bu sekiz aydır, bir defa cihanda ne oluyor, diye sormadım; üç senedir burada işitilen radyoyu dinlemedim; tâ ki kudsî hizmetimize manevî zarar gelmesin. Bunun sebebi şudur ki: Îmân hizmeti, îmân hakàikı, bu kâinâtta herşeyin fevkındedir, hiçbir şeye tâbi ve âlet olamaz.
Fakat, bu zamanda, ehl-i gaflet ve dalâlet ve dinini dünyaya satan ve bâkî elmasları şişeye tebdil eden gâfil insanlar nazarında o hizmet-i îmâniyeyi hàriçteki kuvvetli cereyanlara tâbi ve âlet telâkki etmek ve yüksek kıymetlerini umumun nazarında tenzîl etmek endişesiyle, Kur'ân-ı Hakîmin hizmeti bize, kat'î bir sûrette siyaseti yasak etmiş.
Sizler ey ehl-i siyaset ve hükûmet! Evhâm edip bizlerle uğraşmayınız. Bil'akis teshîlât göstermeniz lâzım. Çünkü hizmetimiz, emniyet ve hürmet ve merhameti te'sis ile hem âsâyişi, hem inzibatı, hem hayat-ı ictimâiyeyi anarşilikten kurtarmaya çalışıp, sizin hakîki vazifenizin temel taşlarını tesbit ediyor, takviye ve te'yid ediyor.
Said Nursî ∗∗∗
► (17) ◄
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ
Azîz, sıddık kardeşlerim!
Şimdi, bundan on dakika evvel, cesurca, fakat kalemsiz iki adam, Risale-i Nur dâiresine biri birisini getirdi. Onlara dedim ki: “Bu dâirenin verdiği büyük neticelere mukâbil, sarsılmaz bir sadâkat ve kırılmaz bir metânet ister. Isparta kahramanlarının gösterdiği hàrikalar ve cihan-pesendâne hidemât-ı Nuriyenin esâsı; hàrika sadâkatleri ve fevkalâde metânetleridir. Bu metânetin birinci sebebi; kuvvet-i îmâniye ve ihlâs hasletidir. İkinci sebebi; cesâret-i fıtriyedir.”
Onlara “Siz cesâretle ve efelikle tanınmışsınız ve dünyaya ait ehemmiyetsiz şeyler için fedâkârlık gösterseniz; elbette Risale-i Nurun kudsî hizmetinde cihana değer uhrevî neticelerine mukâbil, merdâne ve fedâkârâne cesâret gösterip sadâkatinizi muhâfaza edersiniz” dedim. Onlar da tam kabûl ettiler.
Said Nursî ∗∗∗
