İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 515 / 683
515

ve hasenelerini hiçe indiriyorsun” dedim. İnşâallâh, o müddeî insafa geldi, hatâdan kurtuldu.

Onuncusu: Adliyede; adâlet hakikati ve müracaat eden herkesin hukukunu bilâ-tefrik muhâfazaya, sırf hak nâmına çalışmak vazifesi hükmettiğine binâendir ki: İmâm-ı Ali (R.A.) hilâfeti zamanında bir Yahudî ile beraber mahkemede oturup, muhâkeme olmuşlar. Hem bir adliye reisi bir memuru, kanunca bir hırsızın elini kestiği vakit o memurun o zâlim hırsıza hiddet ettiğini gördü. O dakikada o memuru azletti. Hem çok teessüf ederek dedi: “Şimdiye kadar adâlet nâmına böyle hissiyatını karıştıranlar pekçok zulmetmişler.” Evet, “Hükm-ü kanunu icra etmekte o mahkûma acımasa da hiddet edemez, etse zâlim olur. Hattâ, kısas cezası da olsa hiddetle katl etse, bir nev'i kàtil olur.” diye o hâkim-i âdil demiş.

İşte mâdem mahkemede böyle hàlis ve garazsız bir hakikat hükmediyor. Üç mahkeme bizlere berâet verdiği ve bu milletin yüzde –bilseler– doksanı, Nur talebelerinin zararsız olarak millete ve vatana menfaatli olduklarına pekçok emârelerle şehâdet ettikleri hâlde, burada o masûm ve tesellîye ve adâletin iltifatına çok muhtaç Nur Talebelerine karşı ihanetler ve gayet soğuk hiddetli muâmeleler yapılıyor. Biz her musîbete ve ihanetlere karşı sabra ve tahammüle karar verdiğimizden sükût edip Allah’a havâle ederek: “Belki bunda da bir hayır vardır” dedik. Fakat evhâm yüzünden ve garazkârların jurnalleriyle bu bîçâre masûmlara böyle muâmeleler, belâların gelmesine bir vesile olacağından korktum, bunu yazmağa mecbur oldum. Zâten bu mes'elede bir kusur varsa benimdir. Bu bîçâreler, sırf îmânları ve âhiretleri için bana rızâ-yı İlâhî dâiresinde yardım etmişler. Pek çok takdire müstehak iken böyle muâmeleler, hattâ kışı dahi hiddete getirdi.

Hem medâr-ı hayrettir ki, bu defa da yine bir cem'iyet vehmini tekrar ileri sürüyorlar. Hâlbuki üç mahkeme bu ciheti tedkik edip berâet vermekle beraber mâbeynimizde böyle medâr-ı ittiham olacak hiçbir cem'iyet, hiçbir emâre mahkemeler, zâbıtalar, ehl-i vukûflar bulmamışlar... Yalnız bir muallimin talebeleri ve dâru'l-fünûn şâkirdleri ve Kur'ân dersini veren hâfızın hıfza çalışanları gibi, Risale-i Nur talebelerinde de bir uhrevî kardeşlik var. Bunlara cem'iyet nâmını veren ve onunla ittiham eden, bütün esnâf ve mekteblilere ve vâizlere, siyâsî cem'iyet nazarıyla bakmak gerektir. Bunun için ben böyle asılsız ve mânâsız ittihamlarla buraya hapse gelenleri müdafaa etmeğe lüzum görmüyorum.

Yalnız, hem bu memleketi, hem Âlem-i İslâmı çok alâkadar eden ve maddî ve manevî bu vatana ve bu millete pekçok bereket ve menfaati tahakkuk eden Risale-i Nuru üç defa müdafaa ettiğimiz gibi tekrar aynı hakikat ile müdafaamı men'edecek hiçbir sebeb yok ve hiçbir kanun ve hiçbir siyaset yasak etmez ve edemez.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.