İşte, ey Şükrü Kaya Bey! Biz de o çocuk hükmüne geçtik. Derdimizi, evvel mahallî hükûmetteki vâliye, sonra mahkeme adâletine, sonra Dâhiliye Vekâleti’ne müracaat edip mazlumiyetimizi beyân ederek zâlimlerden bizi kurtarmak için arzuhâl etmek muktezâ-yı hâl iken, gördük ki; en son şekvâmızı dinleyecek Dâhiliye Vekili’nin hakkımızda kapıldığı asılsız evhâmına bir hakikat rengi vermek ve hatâsını örtmek fikriyle hatâsında ısrar etmesi daha büyük bir hatâ olduğunu düşünmediğinden; dûçâr olduğu gurur hastalığına, kanımızı isteyerek, bizi asılsız bahânelerle perîşan etmek istiyor. Biz de Şükrü Kaya’nın şahsını, Dâhiliye Vekili olan Şükrü Kaya Bey’e şekvâ ediyoruz. (Hâşiye) [^4] Eğer serbestiyeti tam muhâfaza etmek isteyen ve hiçbir te'sir karşısında mağlûb olmayan ve vicdânlarındaki hiss-i adâletle hükmeden bu mahkeme, bizi, Şükrü Kaya Bey’in şahsı hakkında dinleyeceklerini bilseydim, en evvel biz, Şükrü Kaya’nın şahsı aleyhine ikame-i da'vâ edecektik. Çünkü, bir seneden beri, her gün veya her hafta hakkımızda rapor isteye isteye aleyhimize câsusların, zâbıtaların nazar-ı dikkatini celbettirip, kurban koyunu gibi kesmek için bizi beslettiriyordu. Mahkeme ise; adâletten başka hiçbir şey düşünmemek lâzım gelirken ve hakikaten mahkeme içindeki zâtlar da adâlete tam bağlı oldukları hâlde, yüksek makamdaki Şükrü Kaya gibi şahsın te'sirâtına karşı dayanamadıkları için, bizi tahliye edemeyip süründürüyorlar. Mahallî hükûmet olan Isparta Vâlisi ve zâbıtasını ise, herkesten ziyâde bizi ve Ispartalı bîçâre, masûm mevkufları himâye etmek ve bir ân evvel kurtulmasına sa'yetmeleri vazife-i vicdâniyeleri iken, bil'akis çok mânâsız ve asılsız bahâneler ile Isparta mevkuflarının, hususan muhtaç ve fakirlerin ta'yinlerini verdirmeyip, açlıkla sefâlete düşmeleri için onları ezdirmeye çalışıyorlar. İşte bu hâle şekvâ değil, belki ağlamanın nihâyet derecesini gösteren bu acı hâle, o çocuk gibi gülmek ile mukàbele ediyoruz ve tevekkül edip, işimizi Azîz-i Cebbâra havâle ediyoruz!
[^4]: (Hâşiye) Şükrü Kaya'nın ne derece asılsız evhâma kapılıp garaz ettiğine delil şudur ki: Benim gibi kimsesiz ve üç-dört bîçâre arkadaşlarımı mahkemeye vermek için, kendisi, Ankara'dan yüz jandarma ve onbeş-yirmi polis beraber alıp, güyâ Isparta'daki jandarma kuvveti ve bir fırka asker kâfî gelmiyormuş gibi ortalığa bir dehşet vermesidir. Acaba bir tek polisin ve bir tek jandarmanın eli ile yapılacak bir vazifeyi, millete iki-üç bin lira zarar verdirip, sonra tahliye edilen bîçâre masûmları, Isparta'dan tâ Eskişehir'e beş yüz lira nakliyâta sarfettirmek ve o bîçâreleri binlerce zararlara uğratmaktan başka, hayat-ı ictimâî arasındaki mevkilerini sarsıntılara dûçâr etmek gibi mühim hâdiseleri icâd etmekle, ne derece Dâhiliye Vekâleti'nin tedvîrine ve âsâyişi te'mine ve bu bîçâre milletin istirahatle çalışmalarına zarar verdiğini gösteriyor. Demek bil'iltizam, hiçten büyük bir hâdiseyi icâd etmek garazıyla o vaziyeti göstermiş; habbeyi yüz kubbe yaparak, dâhiliyenin en ziyâde sükûnete muhtaç olduğu bir zamanda böyle her tarafı sarsacak bir vaziyeti icâd etmek ve kanunsuz kanun nâmına amel etmek; kanunca mühim bir cürüm yaptığını iddia edip, Şükrü Kaya'nın şahsını, Dâhiliye Vekili olan Şükrü Kaya Bey'e şekvâ ediyoruz.
