derelerinden sizin yüksek istikbâlinize uzanan telsiz telgrafla sizin ile konuşuyorum. Ne yapayım, acele ettim, kışta geldim; sizler Cennet-âsâ bir baharda geleceksiniz. Şimdi ekilen Nur tohumları, zemininizde çiçek açacaktır. Biz, hizmetimizin ücreti olarak sizden şunu bekliyoruz ki: Mâzi kıt'asına geçmek için geldiğiniz vakit, mezarımıza uğrayınız; o bahar hediyelerinden birkaç tanesini medresemin (Hâşiye-1) [^21] mezar taşı denilen ve kemiklerimizi misâfir eden ve Horhor toprağının kapıcısı olan kalenin başına takınız. Kapıcıya tenbih edeceğiz; bizi çağırınız. Mezarımızdan هَنِيئًا لَكُمْ sadâsını işiteceksiniz.
[^21]:(Hâşiye-1) Medresetü'z-Zehrâ'nın Van'daki nümûnesi olan ve vefât eden "Horhor Medresesi"nin mezar taşı hükmünde bulunan Van Kalesi demektir.
Şu zamanın memesinden bizimle süt emen ve gözleri arkada mâziye bakan ve tasavvurâtları kendileri gibi hakikatsiz ve ayrılmış olan bu çocuklar, varsınlar şu kitabın (Hâşiye-2) [^22] hakàikını hayâl tevehhüm etsinler. Zîra ben biliyorum ki: Şu kitabın mesâili hakikat olarak sizde tahakkuk edecektir.
[^22]:(Hâşiye-2) İstikbâlde te'lif edilecek Risale-i Nur Külliyatını hiss-i kable'l-vukû' ile haber veriyor.
Ey muhâtablarım! Ben çok bağırıyorum. Zîra Asr-ı Sâlis-i Aşrin (yani onüçüncü asrın), minâresinin başında durmuşum, sûreten medenî ve dinde lâkayd ve fikren mâzinin en derin derelerinde olanları câmiye dâvet ediyorum.
İşte ey iki hayatın rûhu hükmünde olan İslâmiyet’i bırakan iki ayaklı mezar-ı müteharrik bedbahtlar! Gelen neslin kapısında durmayınız. Mezar sizi bekliyor, çekiliniz; tâ ki, Hakikat-i İslâmiyeyi hakkıyla kâinât üzerinde temevvüc-sâz edecek olan nesl-i cedîd gelsin!..
S — Eskiler bizden a'lâ veya bizim gibi; gelenler bizden daha fenâ gelecekler?..
C — Ey Türkler ve Kürdler! Acaba şimdi bir miting yapsam; sizin bin sene evvelki ecdâdınızı ve iki asır sonraki evlâdlarınızı şu gürültühâne olan asr-ı hâzır meclisine dâvet etsem... Acaba sağ tarafta saf tutan eski ecdâdınız demeyecekler mi:
“Hey mirasyedi yaramaz çocuklar! Netice-i hayatımız siz misiniz? Heyhât! Bizi akîm bir kıyâs ettiniz, bizi kısır bıraktınız!” Hem de sol safında duran ve şehristân-ı istikbâlden gelen evlâdlarınız, sağdaki ecdâdlarınızı tasdik ederek demeyecekler mi ki:
Ey tenbel pederler! Siz misiniz hayatımızın suğrâ ve kübrâsı?! Siz misiniz şu şânlı ecdâdımızla bizi rabteden râbıtamızın hadd-i evsatı?!
