Hem; biz, hükûmet-i cumhûriye esâslarından en ziyâde kendimize medâr-ı istinâd ve onun ile kendimizi müdafaa ettiğimiz “hürriyet-i vicdân” esâsı, bizim aleyhimizde medâr-ı mes'ûliyet tutulmuş, güyâ biz hürriyet-i vicdân esâsına muârız gidiyoruz!
Hem, medeniyetin seyyiâtını ve kusurlarını tenkid etmesinden hâtır ve hayâlime gelmeyen bir şeyi, zabıtnâmelerde isnâd ediyor. Güyâ ben, radyo (Hâşiye-1) [^5] , tayyare ve şimendiferin kullanılmasını kabûl etmiyorum, diye terakkiyât-ı hâzıra aleyhinde bulunduğumla mes'ûl ediyor.
[^5]: (Hâşiye-1) Radyo gibi azîm bir ni'met-i İlâhiye'ye karşı a'zam bir şükür olmak için, "Radyo, Kur'ânı okuyup bütün zemin yüzündeki insanlara dinlettirip küre-i havanın bir hâfız-ı Kur'ân olmasıdır." demiştim.
İşte, bu nümûnelere kıyâsen ne kadar hilâf-ı adâlet bir muâmele olduğunu, İnşâallâh, insaflı ve adâletli olan Denizli müddeiumumîsi ve Mahkemesi göstererek, o zabıtnâmelerin evhâmlarına ehemmiyet vermeyecekler.
Hem en acîbi budur ki; başka mahkemenin müddeiumumîsi benden sordu: “Mahrem Beşinci Şuâ’da demişsin; (Ordu, dizginini o dehşetli şahsın elinden kurtaracak.) Muradın, orduyu hükûmete karşı itâatsizliğe sevketmektir.” Ben de dedim: “Maksadım, o kumandan ya ölecek veya tebdil edilecek, ordu onun tahakkümünden kurtulacak demektir. Acaba; hem gayet mahrem, sekiz senede yalnız iki defa elime geçen ve aynı zamanda kaybedilen, hem âhir zamana ait bir hadîs’in mânâsını küllî bir sûrette beyân eden, hem aslı eskiden te'lif edilen bir risale, hem bir tek nefer görmediği hâlde nasıl sebeb-i ittiham olur?” Maatteessüf, o insafsızların o acîb ittihamı iddianâmeye girmiş.
Hem en garîbi şudur ki; bir yerde demişim: Cenâb-ı Hakk’ın büyük ni'metleri olan tayyare, şimendifer ve radyoya büyük şükür ile mukàbele lâzımken, beşer şükür etmedi, tayyareler ile başlarına bomba yağdı. Ve radyo, öyle büyük bir ni'met-i İlâhiye’dir ki, ona mukâbil şükür ise, o radyo milyonlar dilli bir küllî hâfız-ı Kur'ân olup, bütün zemin yüzündeki insanlara Kur'ân’ı dinlettirsin (Hâşiye-2) [^6] ve Yirminci Söz’de Kur'ânın medeniyet hàrikalarından gaybî haber verdiğini beyân ederken, bir âyetin işâreti olarak, kâfirler, şimendifer ile Âlem-i İslâm’ı mağlûb ederler.” demişim. İslâm’ı, bu hàrikalara teşvik ettiğim hâlde bir sebeb-i ittiham olarak, “Şimendifer ve tayyare ve radyo gibi terakkiyât-ı hâzıra aleyhinde” diye, iddianâmenin âhirinde, beni evvelki müddeiumumînin garazlarına binâen ittiham eder.
[^6]:(Hâşiye-2) Üstadımızın senelerce evvel haber verdiği ve temennî ettiği bir hakikat memleketimizde de tahakkuk etmiş bulunuyor. Elhamdülillâh, şimdi radyomuzda Kur'ân okunuyor. İnşâallâh öyle bir zaman gelecektir ki, Kur'ân hakikatleri olan Risale-i Nur, radyolarla ders verilecek, beşeriyet büyük istifadelere nâil olacaktır. (Talebeleri)
