İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 172 / 683
172

insan nev'ini, binler nev'ileri sünbül verecek ve hayvanatın sâir binler nev'ileri kadar tabakàt gösterecek bir fıtratta yaratmıştır. Sâir hayvanat gibi kuvâlarına, latîfelerine, duygularına had konulmamış; serbest bırakıp hadsiz makàmâtta gezecek isti'dat verdiğinden, bir nev'i iken binler nev'i hükmüne geçtiği içindir ki, arzın halifesi ve kâinâtın neticesi ve zîhayatın sultanı hükmüne geçmiştir.

İşte, nev'-i insanın tenevvü'ünün en mühim mâyesi ve zenbereği, müsâbaka ile, hakîki îmânlı fazilettir. Fazileti kaldırmak, mâhiyet-i beşeriyenin tebdiliyle, aklın söndürülmesiyle, kalbin öldürülmesiyle, rûhun mahvedilmesiyle olabilir. Evet, şu hürriyet perdesi altında müdhiş bir istibdâdı taşıyan şu asrın gaddâr yüzüne çarpılmaya lâyık iken ve hâlbuki o tokada müstehak olmayan gayet mühim bir zâtın yanlış olarak yüzüne savrulan kâmilâne şu sözün,

Ne mümkün zulm ile, bîdâd ile imha-yı hürriyet!

Çalış, idraki kaldır, muktedirsen âdemiyetten!

sözünün yerine, bu asrın yüzüne çarpmak için ben de derim:

Ne mümkün zulm ile, bîdâd ile imha-yı hakikat!

Çalış, kalbi kaldır, muktedirsen âdemiyetten!

Veyâhut,

Ne mümkün zulm ile, bîdâd ile imha-yı fazilet!

Çalış, vicdânı kaldır, muktedirsen âdemiyetten!

Evet, îmânlı fazilet, medâr-ı tahakküm olmadığı gibi, sebeb-i istibdâd da olamaz. Tahakküm ve teğallüb etmek faziletsizliktir. Ve bilhassa ehl-i faziletin en mühim meşrebi, acz ve fakr ve tevâzu' ile hayat-ı ictimâiye-i beşeriyeye karışmak tarzındadır. Lillâhi'l-Hamd, bu meşreb üstünde hayatımız gitmiş ve gidiyor. Ben kendimde fazilet var diye fahr sûretinde da'vâ etmiyorum. Fakat ni'met-i İlâhiyeyi tahdîs sûretinde şükretmek niyetiyle diyorum ki:

Cenâb-ı Hak, fazl ve keremiyle, ulûm-u îmâniye ve Kur'âniyeye çalışmak ve fehmetmek faziletini ihsân etmiştir. Bu ihsân-ı İlâhîyi bütün hayatımda, Lillâhi'l-Hamd, tevfik-i İlâhî ile şu millet-i İslâmiyenin menfaatine, saâdetine sarf ederek, hiçbir vakit vâsıta-i tahakküm ve teğallüb olmadığı gibi, ekser ehl-i gafletçe matlûb olan teveccüh-ü nâs ve hüsn-ü kabûl-ü halk dahi, mühim bir sırra binâen benim menfûrumdur, onlardan kaçıyorum. Yirmi sene eski hayatımı zâyi' ettiği için onları kendime muzır görüyorum. Fakat Risale-i Nuru beğenmelerine bir emâre biliyorum, onları küstürmüyorum.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.