İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 633 / 683
633

Eski zaman Garb feylesoflarının çözemedikleri ve yeni zaman feylesoflarının da: “Felsefe henüz bunu halledememiştir.” dedikleri düğümler, Risale-i Nurda, Kur'ânın feyziyle keşf ve halledilerek aklen ve mantıken isbât edilmiştir. Şarkın dâhî hükemâlarının kırk sahifede anlatmaya çalıştıkları müşküller, Risale-i Nur’un bir sahifesinde vecîz bir şekilde ifâde edilmiştir.

Bediüzzaman’ın 1935 senesinde i'dâm edilmek üzere verildiği Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki müdafaâtından bir-iki cümle: “Risale-i Nur, sönmez, söndürülemez. Risale-i Nur, söndürülmek için üflendikçe parlayan bir nurdur. Risale-i Nur, tılsım-ı kâinâtın muammâsını keşf ve halleden bir keşşâftır.

Hem, haşr-i cismânî mes'elesinde, hükemâdan İbn-i Sînâ gibi meşhûr bir dâhînin, “Haşir naklîdir, îmân ederiz; akıl bu yolda gidemez.” dediği bir hakikat, Risale-i Nur’da, hem umumun istifade edebileceği emsâlsiz bir tarzda Kur'ânın feyziyle aklen isbât edilmiştir.

Dalâlet-âlûd Avrupa feylesoflarının ve sapkın talebelerinin bazı müteşâbih âyât-ı kerîme ve ehâdîs-i şerîfenin zâhirî mânâlarını anlamayarak yaptıkları kasıtlı i'tirâzlara, Risale-i Nur’da aklen, mantıken cevablar verilerek, o âyetlerin ve o hadîslerin birer mu'cize oldukları isbât edilmiştir. Böylelikle de, bu zamanda fen ve felsefeden gelen dalâlet ve şübheleri Risale-i Nur kökünden kesmiştir. Risale-i Nur bunu yaparken de müsbet bir usûl takib etmiştir.

Risale-i Nur, fevkalâde müstesnâ bir edebî üstünlüğe mâliktir. En meşhûr eserlerle bile kàbil-i kıyâs olmayan ve başlıbaşına bir hususiyeti hâiz olan üslûbunda yüksek bir belâğat, fesâhat ve selâset ve îcâz vardır. Hattâ Bediüzzaman’ın eserlerini Âlem-i İslâmın ısrarla arzu etmesiyle Arapça’ya tercüme ettirmek için büyük İslâm Âlimlerine “Asâ-yı Mûsa Mecmuası” götürüldüğü vakit, okumuşlar ve demişlerdir ki: “Bediüzzaman’ın eserlerini ancak kendisi tercüme edebilir; Risale-i Nur’daki yüksek belâğatı ve misilsiz olan fesâhat ve îcâzı tercümede muhâfaza etmekten ve O’nun ilmini ihâta etmekten âciziz!” Bu sûretle o yüksek âlimler, Üstadımızın faziletini ve Risale-i Nur’un kemâlâtını göstermişlerdir.

Bediüzzaman, eserlerinde, hemen bütün büyük müellif ve ediplerden farklı olarak lafızdan ziyâde mânâya ehemmiyet vermiştir. Mânâyı, lafza fedâ etmemiş; lafzı mânâya fedâ etmiştir. Üslûbda okuyucunun bir nev'i hevesini nazara almamış, hakikati ve mânâyı esâs tutmuştur. Vücûda elbiseyi yaparken vücûddan kesmemiş, elbiseden kesmiştir. Risale-i Nurdaki aklı, kalbi, rûhu ve vicdânı celbeden ve hakikate râmeden o İlâhî câzibedendir ki, çoluğu-çocuğu, genci-ihtiyarı, avâmı-hàvâssı o Nur’a

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.