İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 530 / 683
530

yirmiikinci ve üçüncü sahifesinde, “Kusurunu bilmek, fakr ve aczini anlamak, tezellül ile Dergâh-ı İlâhîye ilticâ etmek ki, o şahsiyetle kendimi herkesten ziyâde bîçâre, âciz, kusurlu görüyorum. O hâlde, bütün halk beni medh ü senâ etse, beni inandıramazlar ki iyiyim; sâhib-i kemâlim. Sizi bütün bütün kaçırmamak için, üçüncü hakîki şahsiyetimin gizli, çok fenâlıklarını ve sû-i hâllerini söylemeyeceğim. Cenâb-ı Hak inâyetiyle, en ednâ bir nefer gibi, bu şahsımı, esrâr-ı Kur'âniyede istihdam ediyor. Yüzbin şükür olsun. “Nefis cümleden ednâ, vazife cümleden a'lâ!” Fıkrasını kararnâme yazdığı hâlde, beni başka bir zâtların medhiyle ve Risale-i Nur mânâsıyla, büyük bir hidayet edici vasfını vermekle beni suçlu yapanlar, elbette bu hatânın cezasını dehşetli çekmeye müstehak olurlar.

Yedincisi: Biz ve umum Nur Risaleleri, Denizli ve Ankara Ağır Cezalarının ve temyiz mahkemelerinin ittifakıyla berâet ettiğimiz ve umum risale ve mektûblarımızı bize iâde ettikleri ve temyizin bozma kararında –Denizli berâetinde– “Farazâ, bir hatâ dahi olsa, o berâet ve hüküm kat'iyyet kesbetmiş. Daha tekrar muhâkeme edilmez.” dedikleri hâlde, ben, Emirdağı’nda üç sene münzevî ve iki-üç terzi çırağı nöbetle bana hizmet ve pek nâdir olarak, beş-on dakika bazı dindar zâtlardan başka zarûret olmadan konuşmayan; ve tek bir yere –Nurlara teşvik için– haftada bir tek mektûbdan başka göndermeyen ve kendi müftü kardeşine, üç senede üç mektûbdan başka yazmayan ve yirmi-otuz seneden beri devam eden te'lifini bırakan; yalnız, bütün ehl-i Kur'ân ve îmâna menfaatli yirmi sahifelik iki nükte, biri, Kur'ândaki tekrarların hikmetini diğeri, melekler hakkında bazı mes'elelerden başka hiçbir risale daha te'lif etmeyen, yalnız mahkemelerin iâde ettikleri risalelerin büyük mecmualar yapılmasına ve eski harf ile tab'edilen “Âyetü'l-Kübrâ”nın beşyüz nüshası mahkeme tarafından bize teslîm edildiğinden ve teksir makinesi resmen yasak olmadığından, Âlem-i İslâmın istifadesi fikriyle, kardeşlerime, neşr için teksirine izin vererek onların tashihleriyle meşgul olan ve kat'iyyen hiçbir siyasetle alâkadar olmayan ve memleketine gitmek için resmen izin verildiği hâlde, bütün menfîlere muhâlif olarak dünyaya ve siyasete karışmamak için, sıkıntılı bir gurbeti kabûl edip memleketine gitmeyen bir adam hakkında; bu üçüncü ittihamnâmedeki asılsız isnâdlar ve yalan bahisler ve yanlış mânâlar ile o adamı suçlu yapmağa çalışanda –şimdilik söylemeyeceğim– dehşetli iki mânâ hükmettiğini, bu yirmi ayda bana karşı muâmelesi isbât ediyor.

Ben de derim: Kabir ve sakar yeter! Mahkeme-i Kübrâya havâle ediyorum.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.