İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 529 / 683
529

kuvvetlendiren “Zülfikàr Mu'cizât-ı Ahmediye Mecmuası” nı, eskiden yazılmış ve mürûr-u zaman ve af kanunları görmüş, iki âyetin tam haklı tefsirine dair iki sahifeyi bahâne ederek, o pek çok menfaatli ve kıymetdâr mecmuanın müsâderesine sebeb oldukları gibi; şimdi de, Nurun kıymetdâr risalelerini herbirisinden bin kelime içinde bir-iki kelimeye yanlış mânâ vermekle, o bin menfaatli risalenin müsâderesine çalışıldığını bu üçüncü iddianâmeyi işiten ve neşrettiğimiz kararnâmeyi gören tasdik eder. Biz dahi

لِكُلِّ مُصِيبَةٍ اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّا اِلَيْهِ رَاجِعُونَ ❀ حَسْبُنَا اللّٰهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ

deriz.

Altıncısı: Nurun Şâkirdlerinden bazılarının, Nurlardan fevkalâde îmân hüccetlerini ve sarsılmaz, aynelyakìn ulûm-u îmâniyeyi görüp istifade ettiklerinden, bu bîçâre tercümânına, bir nev'i teşvik ve tebrik ve takdir ve teşekkür nev'inde, ziyâde hüsn-ü zan ile, müfritâne medhetmeleri ile beni suçlu gösterene derim:

Ben âciz, zaîf, gurbette, menfî, yarım ümmî, aleyhimde propaganda ile halkı benden ürkütmek hâleti içinde Kur'ânın ilâçlarından ve îmânî ve kudsî hakikatlerinden derdlerime tam derman olarak kendime bulduğum zaman, bu millete ve bu vatan evlâdlarına dahi tam bir ilâç olacağına kanâat getirdiğim için, o kıymetdâr hakikatleri kaleme aldım. Hattım pek noksan olmasından yardımcılara pek çok muhtaç iken, inâyet-i İlâhiye, bana sâdık, hàs, metîn yardımcıları verdi. Elbette ben, onların hüsn-ü zanlarını ve samîmâne medihlerini bütün bütün reddetmek ve hatırlarını tekdir ile kırmak, o hazine-i Kur'âniyeden alınan nurlara bir ihanet ve adâvet hükmüne geçer. Ve o elmas kalemli ve kahraman kalbli muâvinleri kaçıracak diye, onların âdi, müflis şahsıma karşı medh ü senâlarını, asıl mal sâhibi ve bir manevî mu'cize-i Kur'âniye olan Risale-i Nura ve hàs şâkirdlerinin şahsiyet-i maneviyesine çeviriyordum. Benim haddimden yüz derece ziyâde hisse veriyorsunuz, diye bir cihette hatırlarını kırıyordum. Acaba hiçbir kanun, müstenkif ve râzı olmayan bir adamı, başkaların onu medhetmesiyle suçlu yapar mı ki kanun nâmına hareket eden resmî memur beni suçlu yapıyor?

Hem neşrettiğimiz –aleyhimizde yazılan– kararnâmenin ellidördüncü sahifesinde; “Âhir zamanın o büyük şahsı, neslen Âl-i Beyt’ten olacak; biz Nur Şâkirdleri ancak manevî Âl-i Beyt’ten sayılabiliriz.” Hem, “Nurun mesleğinde hiçbir cihette benlik, şahsiyet ve şahsî makamları arzu etmek, şân ü şeref kazanmak olmaz. Nurdaki ihlâsı bozmamak için, uhrevî makàmât dahi bana verilse, bırakmağa kendimi mecbur bilirim.” denmektedir diye, kararnâmede yazdıkları ve yine kararnâmede

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.