İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 299 / 683
299

Ya Risale-i Nur te'lifiyle veya tashihiyle meşgul veya münâcât-ı Cevşeniyeyi kırâat ve secdegâh-ı ubûdiyete kàim veya tefekkür-ü âlâ-i İlâhî bahrine müstağrak bulunurdu.

Ekseriyetle, yaz zamanı şehre uzak ormanlık dağ vardı. Üstadımızla oraya giderdik. Yolda, hem Risale-i Nur tashih ederler, hem bu âciz talebelerinin okudukları risaleye dikkat ederler ve tashih için hatâlarını söylerler veyâhut eski müellefâtından birisinden ders verirler; bu sûretle yolda bile mübârek vaktini vazife ile geçirirlerdi. Evet biz itiraf ediyoruz ki, Üstadımızın nutkundaki letâfet ve ülfetindeki halâvet o derece feyiz bahşederdi ki; insan, sabahtan akşama kadar o vaziyette ders alsa, yol yürüse, asla sıkılmak ihtimali yoktu.

Hem Üstadımız, Risale-i Nur hizmetini herşeye tercih ederler ve buyururlardı ki: “Yirmi senedir Kur'ân-ı Hakîm’den ve Risale-i Nur’dan başka bir kitabı ne mütâlaa etmişim ve ne de yanımda bulundurmuşum; Risale-i Nur kâfî geliyor.” Evet, Feyyâz-ı Mutlak tarafından bütün hakàik-ı Kur'âniye kalb-i münevverine ilhâm ve ilkà-ı küllî ile ifâza olunur da Kur'ân-ı Mu'cizi'l-Beyân’dan başka neye muhtaç olur? Bundan şübhesi olanlar, Risale-i Nur’a dikkat etsinler. Cenâb-ı Hak, Üstadımıza, Risale-i Nur’un te'lifinde öyle bir iktidar-ı bedî' ihsân etmiştir ki, bu herkese nasîb olacak hasletlerden değildir. O hàrika Nur Risaleleri, herbiri, gurbette, hastalık içinde, dağda, bağda, kâtibsiz, tahammülü müşkül gayet ağır şerâit dâhilinde, zâhirî nice müşkülâtlarla meydâna gelmiş ve mü'minlerin imdâdına yetişmiştir. Fakat, Cenâb-ı Hakk’a şükrolsun ki, inâyet-i İlâhiye, hàrika bir tarzda Üstadımıza fevkalâde muvaffakıyet ihsân etmiştir. İşte bu sırdandır ki Cenâb-ı Hak, ona kâinâtı bir kitab-ı semâvî ve arzı bir sahife gibi keşf ve şühûdla bihakka'l-yakìn okuyacak bir iktidar vermiş; mahz-ı inâyetle böyle kudsî bir esere sâhib kılmıştır.

Evet, âyât-ı teşrîiyeyi hâvî Kur'ân-ı Mu'cizi'l-Beyân’ın hakàik ve maârifini ve âyât-ı kevniyeyi şâmil kitab-ı kebîr-i kâinâtın vezâif ve meânîsini beyân edip, mârifetullâhın en yüksek derecâtına, urûca nev'-i beşeri teşvik eden ve bugünkü günde, ölmeye yüz tutan kalbleri bile izn-i ilâhî ile ihtizâza getirecek kadar hàrika bir eser-i bedîa, bir sereyân-ı serîa olan Risale-i Nur ile neşr-i hakàik eden bu vücûd-u mes'ûd ile beşeriyet iftihar etmek lâzım gelirken; çok garîbdir ki, ehl-i şekàvet tarafından zehir verilmeye cesâret ve taş attırılmaya bile cür'et ediliyor. Evet اَشَدُّ الْبَلاَءِ عَلَى الْاَنْبِيَاءِ ثُمَّ الْاَوْلِيَاءِ sırrıyla, Enbiyânın vârisi olanların türlü türlü belâlara uğramaları, Hikmet-i İlâhiye iktizasından olmasıyla, o zümre-i mübâreke gibi üstadımız dahi nice belâlara hedef olmuştur. Hattâ Kastamonu’ya ilk teşrîf ettikleri zaman çocuklar, bir

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.