İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 298 / 683
298

Yakìnen biliyoruz ki; Kastamonu’da bulundukları zaman, oturdukları evin îcarını vermek için yorganını sattılar da, yine hiçbir sûretle hediye kabûl etmediler.

Hem Üstadımız, tekellüf ve taazzumdan asla hoşlanmaz ve talebelerinin dahi tekellüf kaydından âzade olmalarını emreder. Ve buyururlar ki: “Tekellüf, şer'an ve hikmeten fenâdır; çünkü tekellüf sevdâsı, insanı, hadd-i mârufu tecâvüze sevkeder. Mütekellif olanlar, bazen hodbînâne bir tezâhür ve tefâhur tavrı ve muvakkat soğuk bir riyâkâr vaziyeti takınmaktan kurtulmaz. Hâlbuki bunların ikisi de ihlâsı zedeler.”

Hem Üstadımız, gayet mütevâzidir. Tefevvuk ve temeyyüz dâiyelerinden, şöhret sevdâlarından ziyâdesiyle sakınırlar. Kendilerine mahsûs sâfî meşrebi, o gibi can sıkacak şeylerden àlîdir. Herkese, hele ihtiyarlara ve çocuklara ve fukaralara, rıfk ve mülâyemetle uhuvvetkârâne bir muâmele-i hàlisânede bulunurlar. Mübârek yüzlerinde, mehâbet ve beşâşetle karışık bir nur-u vakar lemeân eder. Heybetle beraber âsâr-ı üns ve ülfet dahi görünür. Dâima mütebessim bulunurlar. Fakat bazen tecelliyâtın muktezâsı olarak mehâbet ve celâl nazarı, o derece tezâhür eder ki, artık o zaman yanında bulunup da söz söylemek isteyen adamın, âdeta dili tutulur, ne söylemek istediği anlaşılmaz. Bu âcizler, çok defa bu hâli müşâhede ettik.

Üstadımızın, az söylemek âdetidir. Fakat, söylediğini vecîz söyler; her hâlde düstur-u hikmet olarak pek mânidâr ve pek şümûllü birer câmiü'l-kelimdirler.

Üstadımız, ne kimseyi zemmeder ve ne de yanında kimseyi gıybet ettirir. Bunlardan asla hoşlanmaz. Kusur ve hatâları setrederler. Hem o kadar hüsn-ü zanna mâliktir ki, hattâ kendisi hakkında bir nâ-sezâ söz tebliğ edene; “Hâşâ!. Bu yalandır. Bu sözü söyledi dediğin zât, böyle söylemez.” buyururlar.

Üstadımızın nefisle mücâhedede bir rüsuh ve ihtisası vardır ki, asla huzûzât-ı nefsâniyelerine hizmet etmezler. Bir insana kâfî gelmeyecek kadar az yerler ve az uyurlar. Gecelerde, sabaha kadar câlib-i dikkat bir hâl-i hâşiâne ile ubûdiyette bulunurlar. Yaz ve kış bu âdetleri tehallüf etmez. Teheccüd ve münâcât ve evrâdlarını asla terketmezler. Hattâ bir Ramazan-ı Şerîfte pek şiddetli hastalıkta, altı gün bir şey yemeden savm-ı visâl içinde ubûdiyetteki mücâhedelerini terketmediler. Komşuları her zaman derler ki: “Biz, sizin Üstad’ınızın sekiz sene yaz ve kış geceleri, aynı vakitlerde sabaha kadar hazîn ve muhrik sadâsıyla münâcât seslerini dinler ve böyle fâsılasız devamlı mücâhedesine hayretler içinde kalırdık.”

Hem Üstadımız, taharet ve nezâfet-i şer'iyeye son derece riâyet eder; her zaman abdestli olarak bulunur; asla mübârek vaktini boş geçirmez.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.