İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 300 / 683
300

bedbaht şakì tarafından teşvik edilip, abdest almak için çeşmeye çıktıkları vakit taş atmışlar... Fakat Üstadımız dâima gördüğü ezâ ve cefâlara ulü'l-azmâne sabır ve tahammül eder; hem safâ-i sadra ve selâmet-i kalbe mâlik olduklarından, o çocuklara dahi hiddet etmeyip buyururlardı ki: “Bunlar, Sûre-i Yâsîn’den mühim bir âyetin nüktesini keşfime sebeb oldular.” diye onlara duâ ederlerdi. Sonra bu çocuklar, Üstadımızın duâları bereketiyle şâyân-ı hayret bir hâl kesbettiler ki; Üstadımızı uzak-yakın nerede görürlerse, koşarak yanına gelirler, mübârek elini öperler, duâsını alırlardı.

Hem Üstadımızın hàrika hâlâtı ve şâyân-ı hayret garâib-i ahvâli, başta Risale-i Nur olarak pek çoktur. Evet, biz itiraf ediyoruz ki; Üstadımız bizim hâtırât-ı kalbimizi bizden ziyâde okur, çok defa haberimiz olmadığı bir mes'eleden bizleri şiddetli telâşla îkaz ederler, bizi hayrette bırakırlar. Fakat günler geçtikten sonra aynen Üstadımızın îkaz ettiği şeyle karşılaşır, aklımız başımıza gelirdi. Üstadımızla dağa gittiğimiz zaman, daha şehre dönme zamanı gelmeden, birden Üstadımız kalkarlar, bize de emrederlerdi. Hikmetini sormak istediğimizde: “Acele gidelim, Risale-i Nur hizmeti için bizi bekliyorlar.” Hakikaten, şehre avdetimizde, mutlaka mühim bir Risale-i Nur şâkirdi bizi bekliyor bulur veya birkaç defa gelip gittiğini komşular haber verirlerdi. Yine bir gün, Mevlâna Hâlid (K.S.) Hazretlerinin Küçük Âşık nâmında bir talebesinin neslinden, mübârek bir hanım (Hâşiye) [^1], yanında çok senelerden beri muhâfaza ettiği Mevlâna Hazretlerinin cübbesini, Ramazan-ı Şerîfte teberrüken Üstadımızın yanında kalsın diye Feyzi ile gönderir. Üstadımız hemen Emin kardeşimize yıkamak için emrederek Cenâb-ı Hakk’a şükretmeye başlar. Feyzi’nin hâtırına: “Bu hanım, benim ile yirmi gün için gönderdi! Üstadım neden sâhib çıkıyor?” diye hayretler içinde kalır. Sonra o hanımı görür, o hanım Feyzi’ye der ki: “Üstad hediyeleri kabûl etmediğinden, bu sûretle belki kabûl eder diye öyle söylemiştim. Fakat emânet onundur, canımız dahi fedâ olsun.” der, o kardeşimizi hayretten kurtarır. Evet, mübârek Üstadımızın o cübbeyi kabûlü, Mevlâna Hâlid’ten sonra vazife-i teceddüd-ü dinin kendilerine intikaline bir alâmet telâkki etmesindendir, derler. Hem de öyle olmak lâzım. Çünkü Hadîs-i Sahîhte:

[^1]:(Hâşiye) O hanım "Âsiye"dir.

اِنَّ اللهَ يَبْعَثُ لِهٰذِهِ الْاُمَّةِ عَلٰى رَاْسِ كُلِّ مِائَةِ سَنَةٍ مَنْ يُجَدِّدُ لَهَا دِينَهَا

buyurulmuş. Mevlâna Hazretlerinin velâdeti bin yüz doksanüç, Üstadımız Hazretlerinin ise bin ikiyüz doksanüçtür. Bu hadîsin tam izâhı Risale-i Gavsiye’de vardır.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.