İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 149 / 683
149

tefekkür ve mânâ-yı harfî nazarıyla, yani onun san'atkârı ve ustası nâmıyla onlara bakmalı ve “Saâdet-i ebediye ve sermediyeyi gösteren hakàik-ı îmâniye ve Kur'âniye mecmuası olan Nurlara doğru ileri, arş!” demeli ve dedirmeliyiz!..

Ey eski çağların cihangir Asya ordularının kahraman askerlerinin torunları olan muhterem din kardeşlerim!

Beşyüz senedir yattığınız yeter! Artık Kur'ânın sabahında uyanınız. Yoksa Kur'ân-ı Kerîmin güneşinden gözlerinizi kapatarak gaflet sahrâsında yatmakla vahşet ve gaflet sizi yağma edip perîşan edecektir.

Kur'ânın mecrâsından ayrılarak birleşmeyen su damlaları gibi toprağa düşmeyiniz. Yoksa toprak gibi sefâhet ve şehvet-i medeniye sizi emerek yutacaktır. Birleşen su damlaları gibi, Kur'ân-ı Kerîmin saâdet ve selâmet mecrâsında ittihâd ederek, sefâhet ve rezâlet-i medeniyeyi süpürüp, bu vatana âb-ı hayat olan, Hakikat-i İslâmiye sularını akıtınız.

O Hakikat-i İslâmiye suları ile bu topraklarda îmân ziyâsı altında hakîki medeniyetin fen ve san'at çiçekleri açacak, bu vatan maddî ve manevî saâdetler içinde gül ve gülistana dönecektir. İnşâallâh!..

Sadede dönüyoruz. Evet, Bediüzzaman Said Nursî, Barla’da ikamete memur edilip Risale-i Nuru te'lif ettiği seneler, yukarıda bir nebze zikrettiğimiz gibi, zerreyi dağ gibi kıymetlendiren ehemmiyetli seneler idi. Nasıl ki kışın dondurucu soğuğunda ve ağır şerâit altında bir saatlik nöbet, bir sene ibâdetten hayırlıdır, aynen öyle de; o zaman-ı müdhişede, değil yüzotuz risaleyi, belki îmân ve İslâmiyete dair hakîki bir tek risale yazabilmek dahi, binler risale kıymet ve ehemmiyetinde idi.

Evet, dinsizliğin hükümfermâ olduğu o dehşetli devirde, ehl-i din, terzil edilmeğe çalışılıyordu. Hattâ Kur'ânı dahi tamamen kaldırmak ve Rusya’daki gibi dinî akîdeleri tamamen imha etmek düşünülmüş; fakat millet-i İslâmiyece bir aksü'l-ameli netice verebilmesi ihtimali ileri sürülünce bundan vazgeçilmiş, yalnız şu karar alınmıştı: “mekteblerde yaptıracağımız yeni öğretim usûlleriyle yetişecek gençlik, Kur'ânı ortadan kaldıracak ve bu sûretle milletin İslâmiyetle olan alâkası kesilecek!” Bütün bu dehşet-engîz plânları çeviren o müdhiş fitnenin menba'ları, şimdiki dinî inkişafın muârızı ve düşmanları olan haricî dinsiz cereyanların reisleri ve adamları idi. Evet, Türk Milleti içerisinde meydâna getirilen o dehşetli hâdisâtın iç yüzünü, tafsilâtını, istikbâlin hakikat-perest tarihçilerine ve bunları, şimdi demokrat idaredeki serbestiyetle bir derece neşretmekte olan İslâm-Türk muharrirlerine havâle ediyoruz. Bizim vazifemiz, yalnız ve yalnız hakàik-ı îmâniye ve Kur'âniye ile meşgul olmaktır. Biz yalnız ve yalnız îmân ve İslâmiyet cereyanındayız.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.