İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 150 / 683
150

Evet, o dalâlet ve zındıkanın en azgın devirlerinde Bediüzzaman Said Nursî, dâimî nezâret ve tarassud altında ve böyle müdhiş ve pek çok ağır şerâit içerisinde idi. Nemrudların, Fir'avunların, Şeddadların ve Yezidlerin yapamadığı zulümlerin envâ'ı Bediüzzaman’a yapılıyordu. Ve yirmi beş sene böyle devam etti. O zaman Âlem-i İslâm, maddeten fakirdi ve müstevlîlerin esâretinde bulunuyordu. Bütün gizli fesâd ve dinsizlik komiteleri, hem Türkiye’de, hem Âlem-i İslâmda müdhiş fa'âliyetler yapıyor ve tarafdârları onları destekliyor ve hepsi de İslâmiyet aleyhinde ittifak ediyorlardı.

İşte, Risale-i Nur, Asr-ı Saâdette, İslâmın cihanı fetih anahtarları hükmünde olan Bedir, Uhud muhârebelerinin ehemmiyeti nev'inden bir kıymeti ihtiva eden bir zamanın mahsulüdür ki; vesile olduğu hizmet-i îmâniye ve îfâsında bulunduğu manevî cihad-ı diniye, tarihte Asr-ı Saâdetten mâadâ hiçbir zamanda görülmemiş bir azamettedir. Eli kolu bağlı hükmünde olan Bediüzzaman Said Nursî, öyle dehşetli bir esârette, nefiy ve inzivada te'lif ve neşrettiği yüzotuz parça Risale-i Nur eserleriyle, belîğ bir hatîb olarak Anadolu mescidinde ve Âlem-i İslâm câmiinde konuşuyor; Ehl-i İslâma Kur'ândan aldığı dersini tekrar ediyor. Güyâ Bediüzzaman Said Nursî, on dördüncü Asr-ı Muhammedînin ve yirminci asr-ı milâdînin minâresinin tepesinde durup, muâsırları olan Ehl-i İslâm ve insaniyete bağırıyor ve bu asrın arkasında dizilmiş ve müstakbel sıralarında saf tutmuş olan nesl-i âtî (Hâşiye) [^1] ile bir Mürşid-i A'zam, bir Müceddid-i Ekber olarak konuşuyor...

[^1]:(Hâşiye) Risale-i Nura herkesten ziyâde iştiyak gösteren, masûm gençler ve çocuklardır. Binler nümûnesinden bir nümûnesi şudur: Bir zaman, Bolvadin Kazası'ndan geçerken, Üstad'ın geldiğini gören ilk ve orta mekteb talebeleri, bilâ-istisna hepsi mektebin bahçesinden çıkarak arabanın etrafını alıp selâm veriyorlardı ve lisân-ı hâlleriyle "Hoş geldiniz!" diyerek tebriklerini ve minnetdârlıklarını takdim ediyorlardı. Bunun hikmetini, bir müddet evvel Emirdağı'nda, bindiği faytonun geçtiğini görüp tâ uzaklardan dikenlere basarak "Bediüzzaman dede, Bediüzzaman dede!" diye Emirdağ köylerinin yollarında koşuşan masûm çocuklar münâsebetiyle, Üstadımızdan sormuştuk. O zaman: "Bu masûmların akılları derketmiyor, fakat rûhları bir hiss-i kable'l-vukû' ile hissediyor ki; Risale-i Nurla bunlar hem îmânlarını kurtaracak; hem vatanlarını, hem kendilerini, hem istikbâllerini dehşetli tehlikelerden muhâfaza edecekleri için bu hakikati kalbleri hissetmiş ve benim Risale-i Nurun tercümânı olmam hasebiyle, Risale-i Nura ait muhabbet, teşekkürât ve minnetdârlığı bana gösteriyorlar" dedi ve onlara duâ ettiğini söyledi. Üstad Bediüzzaman, çocukları pek sever, böyle etrafında toplandıklarında: "Masûm olduğunuz için duâlarınız makbûldür, bana duâ ediniz" diye onlara iltifat ederdi. İşte, anneleri hep Nur Talebeleri olan Bolvadin masûmlarının samîmî alâkalarının sebebi bu idi.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.