doksan beş masûma zarar gelmemesi için neşredenlere izin verdim. “Said, meşveretle neşredebilir” dedim.
Üçüncü Mes'ele: Şimdi küfr-ü mutlak, öyle Cehennem-i manevî neşrine çalışıyor ki; kâinâtta hiçbir kâfir ona yanaşmamak lâzım geliyor. Kur'ânın “Rahmeten li'l-âlemîn” olduğunun bir sırrı budur ki: Nasıl Müslümanlara rahmettir; âhirete îmân, Allah’a îmân ihtimalini vermesiyle de, bütün dinsizlere ve bütün âleme ve nev'i beşere rahmet olmasına bir nükte, bir işârettir ki; o manevî Cehennemden dünyada da onları bir derece kurtarmış. Hâlbuki şimdi fen ve felsefenin dalâlet kısmı; yani Kur'ânla barışmayan, yoldan çıkmış, Kur'âna muhâlefet eden kısmı, küfr-ü mutlakı komünistler tarzında neşre başladılar. Komünistlik perdesinde anarşistliği netice verecek bir sûrette münâfıklar, zındıklar vâsıtasıyla ve bazı müfrit dinsiz siyasetçiler vâsıtasıyla neşir ile aşılanmağa başlandığı için; şimdiki hayat, dinsiz olarak kàbil değildir, yaşamaz. “Dinsiz bir millet yaşamaz” hükmü bu noktaya işârettir. Küfr-ü mutlak olduğu zaman, hakikat-i hâlde yaşanmaz. Onun için Kur'ân-ı Hakîm, bu asırda bir mu'cize-i maneviyesi olarak Risale-i Nur şâkirdlerine bu dersi vermiş ki; küfr-ü mutlaka, anarşistliğe karşı sed çeksin. Hem çekmiş. Evet Çin’i, hem yarı Avrupayı ve Balkanları istilâ eden bu cereyana karşı bizi muhâfaza eden Kur'ân-ı Hakîmin bu dersidir ki; o hücuma karşı sed çekmiş, bu sûretle o tehlikeye karşı çare bulmuştur.
Demek bir Müslüman mümkün değil, başka bir dine girip, ya Hıristiyan ve Yahudî, hususan bolşevik gibi olmak... Çünkü, bir İsevî, Müslüman olsa, İsâ Aleyhisselâm’ı daha ziyâde sever. Bir Mûsevî, Müslüman olsa, Mûsa Aleyhisselâm’ı daha ziyâde sever. Fakat bir Müslüman, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm’ın zincirinden çıksa, dinini bıraksa, daha hiçbir dine girmez, anarşist olur; rûhunda kemâlâta medâr hiçbir hâlet kalmaz. Vicdânı tefessüh eder, hayat-ı ictimâiyeye bir zehir olur.
Onun için Cenâb-ı Hakk’a şükür Kur'ân-ı Hakîmin işârât-ı gaybiyesi ile kahraman Türk ve Arab milletleri içinde lisân-ı Türkî ve Arabî ile bu asrı kurtaracak bir mu'cize-i Kur'âniyenin Risale-i Nur nâmıyla bir dersi intişara başlamış. Ve onaltı sene evvel altıyüz bin adamın îmânını kurtardığı gibi, şimdi milyonlardan geçtiği sâbit olmuş.
Demek Risale-i Nur; beşeri anarşistlikten kurtarmağa bir derece vesile olduğu gibi, İslâmın iki kahraman kardeşi olan Türk ve Arabı birleştirmeğe, bu Kur'ânın kanun-u esâsîlerini neşretmeğe vesile olduğunu düşmanlar da tasdik ediyorlar.
