İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 644 / 683
644

Evet meselâ seksenbir hatâsını mahkemede isbât ettiğim bir müddeiumumînin yanlış iddiaları ile aleyhimizdeki kararına karşı, bedduâ dahi etmedim. Çünkü asıl mes'ele bu zamanın cihad-ı manevîsidir. Manevî tahribâtına karşı sed çekmektir. Bununla dâhilî âsâyişe bütün kuvvetimizle yardım etmektir.

Evet, mesleğimizde kuvvet var. Fakat bu kuvvet, âsâyişi muhâfaza etmek içindir. ﴾ وَلاَ تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ اُخْرَى ﴿ düsturu ile ki: “Bir cânî yüzünden; onun kardeşi, hânedânı, çoluk-çocuğu mes'ûl olamaz.” İşte bunun içindir ki, bütün hayatımda bütün kuvvetimle âsâyişi muhâfazaya çalışmışım. Bu kuvvet dâhile karşı değil, ancak haricî tecâvüze karşı istimâl edilebilir. Mezkûr âyetin düsturu ile vazifemiz, dâhildeki âsâyişe bütün kuvvetimizle yardım etmektir. Onun içindir ki, Âlem-i İslâmda âsâyişi ihlâl edici dâhilî muhârebât ancak binde bir olmuştur. O da, aradaki bir ictihâd farkından ileri gelmiştir. Ve cihad-ı maneviyenin en büyük şartı da; vazife-i İlâhiyeye karışmamaktır ki, “Bizim vazifemiz hizmettir; netice Cenâb-ı Hakk’a aittir; biz vazifemizi yapmakla mecbur ve mükellefiz.”

Ben de Celâleddin Harzemşâh gibi, “Benim vazifem hizmet-i îmâniyedir; muvaffak etmek veya etmemek Cenâb-ı Hakk’ın vazifesidir.” deyip ihlâs ile hareket etmeyi Kur'ândan ders almışım.

Haricî tecâvüze karşı kuvvetle mukàbele edilir. Çünkü düşmanın malı, çoluk-çocuğu ganîmet hükmüne geçer. Dâhilde ise öyle değildir. Dâhildeki hareket müsbet bir şekilde manevî tahribâta karşı manevî, ihlâs sırrı ile hareket etmektir. Hàriçteki cihad başka, dâhildeki cihad başkadır. Şimdi milyonlar hakîki talebeleri Cenâb-ı Hak bana vermiş. Biz bütün kuvvetimizle dâhilde ancak âsâyişi muhâfaza için müsbet hareket edeceğiz. Bu zamanda dâhil ve hàriçteki cihad-ı maneviyedeki fark pek azîmdir.

Bir mes'ele daha var: O da çok ehemmiyetlidir. Hükm-ü Kur'âna göre, bu zamanda mimsiz medeniyetin icâbatından olarak hâcât-ı zarûriye dörtten yirmiye çıkmış. Tiryâkilikle, görenekle ve i'tiyâdla hâcât-ı gayr-ı zarûriye, hâcât-ı zarûriye hükmüne geçmiş. Âhirete îmân ettiği hâlde, “zarûret var” diye ve zarûret zannıyla dünya menfaati ve maîşet derdi için dünyayı âhirete tercih ediyor.

Kırk sene evvel, bir başkumandan beni bir parça dünyaya alıştırmak için bazı kumandanları, hattâ hocaları benim yanıma gönderdi. Onlar dediler:

“Biz şimdi mecburuz. اِنَّ الضَّرُورَاتِ تُبِيحُ الْمَحْظُورَاتِ kaidesiyle Avrupa’nın bazı usûllerini medeniyetin icâblarını taklide mecburuz.” dediler.

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.