İstanbul İlim ve Kültür Vakfı
Sayfa 637 / 683
637

Dîvân-ı Harb-i Örfî’de: “Sen de mürtecisin.” ittihamına karşı: “Eğer Meşrûtiyet bir fırkanın istibdâdından ibaret ise, bütün ins ve cin şâhid olsun ki ben mürteciyim. Bin rûhum da olsa, Kur'ânın bir tek mes'elesine hepsini fedâ etmeye hazırım.” diyen ve berâetinden sonra da, teşekkür etmeyerek, Bayezid meydânındaki kalabalıkta: “Yaşasın zâlimler için Cehennem!.. Yaşasın zâlimler için Cehennem!” diye bağırarak ilerleyen ve imha plânıyla verildiği mahkemelerde yirmidört sene evvel: “Ey mülhidler! Ey zındıklar! Said, ellibin nefer kuvvetinde, demişsiniz... Yanlışsınız... Kur'âna ve îmâna hizmetim cihetiyle ellibin değil, elli milyon kuvvetindeyim!.. Titreyiniz! Haddiniz varsa ilişiniz!..”, “Benim ölümüm sizin başınızda bomba gibi patlayıp, başınızı dağıtacaktır. Toprağa atılan bir tohumun yüzer sünbüller vermesi gibi, bir Said yerine yüzler Said size o yüksek hakikati haykıracaktır.” Ve onbeş sene evvel: “Saçlarım adedince başlarım bulunsa, her gün biri kesilse, bu hizmet-i îmâniyeden çekilmem.” Ve: “Dünyayı başıma ateş yapsanız, hakikat-i Kur'âniyeye fedâ olan bu başı zındıkaya eğmem.” diyen ve elli sene evvel Âlem-i İslâmı sömüren, sömürgeci cebbâr ve zâlim bir imparatorluğa karşı: “Tükürün o zâlimlerin hayâsız yüzüne!” diye matbuât lisânıyla cevab veren ve Büyük Millet Meclisi’nde, reise: “Kâinâtta en yüksek hakikat îmândır. Îmândan sonra namazdır. Namaz kılmayan hâindir. Hâinin hükmü merduttur. Cenâb-ı Hak, Kur'ân-ı Kerîm’inde, yüz yerde edâsını emrettiği namazdan daha büyük bir hakikat olsa idi, îmândan sonra onu emrederdi.” diyen ve yazdığı bir beyânnâmeden sonra Meclis’te cemâatle namaz kılınmasına başlanan ve Birinci Cihan Harbi’nde Gönüllü Alay Kumandanı olarak esir düştüğü Rusya’da Moskof Çarlığı’na karşı izzet-i İslâmiyeyi muhâfaza edip, kurşuna dizileceği hengâmda: “Âhirete gitmek için bana bir pasaport lâzımdı.” diye ölümü istihkar eden böyle bir kahraman-ı İslâm Üstadımız Bediüzzaman’ın eserlerini okumak ni'met-i uzmâsına mukâbil canımızı da fedâ etsek, ömrümüzü de O’na vakfetsek, zulümden zulüme de sürüklensek, ömrümüzün nihâyetine kadar şükrân secdesinden de kalkmasak bize yine ucuzdur...

Üstadımız sık sık der ki: Mesleğimiz müsbettir; menfî hareketten Kur'ân bizi men'ediyor.

Ey Seyyid-i Senedimiz! Ey rûhumuzun rûhu, kalbimizin kalbi, canımızın canı, cânânımız, sertâcımız, sevgili Üstadımız Efendimiz!.. Mâdem bize menfî harekete izin vermiyorsun. Öyle ise biz de Rahmet-i İlâhiyeden niyâz ederek ahdediyoruz ki, din düşmanlığı ile Üstadımıza zulmeden o gaddâr, insafsız zâlimlerden intikamımızı şöylece alacağız: Risale-i Nuru ölünceye kadar mütemâdiyen okuyacağız ve neşrinde sebat ve sadâkatle hizmet edeceğiz. O’nu altın mürekkeblerle yazacağız, inşâallâh...

Üniversite Nur Talebeleri ∗∗∗

4–6 Ekim 2026 · İstanbul

13. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu

Sempozyum programı, tebliğler ve kayıt bilgileri için sempozyum sitesini ziyaret edin.