ma'rûz kaldığım işkenceler, katlandığım musîbetler hep helâl olsun. Bana zulmedenlere, beni kasaba kasaba dolaştıranlara, hakaret edenlere, türlü türlü ittihamlarla mahkûm etmek isteyenlere, zindânlarda bana yer hazırlayanlara, hepsine hakkımı helâl ettim.
Âdil kadere de derim ki: Ben, senin bu şefkatli tokatlarına müstehak idim. Yoksa herkes gibi gayet meşrû ve zararsız olan bir yol tutarak şahsımı düşünseydim, maddî-manevî füyûzât hislerimi fedâ etmeseydim, îmân hizmetinde bu büyük, manevî kudreti kaybedecektim. Ben maddî ve manevî herşeyimi fedâ ettim, her musîbete katlandım, her işkenceye sabrettim. Bu sâyede hakikat-i îmâniye her tarafa yayıldı. Bu sâyede Nur mekteb-i irfanının yüzbinlerce, belki de milyonlarca talebeleri yetişti. Artık bu yolda, hizmet-i îmâniyede onlar devam edeceklerdir. Ve benim maddî ve manevî herşeyden ferâğat mesleğimden ayrılmayacaklardır. Yalnız ve yalnız Allah rızâsı için çalışacaklardır……..
……………………………………………………………………………..
Bize işkence edenler, bilmeyerek kader-i İlâhînin sırlarına, derin tecellîlerine akıl erdiremeyerek bizim da'vâmıza hakikat-i îmâniyenin inkişafına hizmet ettiler. Bizim vazifemiz, onlar için yalnız hidayet temennîsinden ibarettir.
Ben çok hastayım. Ne yazmaya, ne söylemeye tâkatim kalmadı. Belki de bunlar son sözlerim olur. Medresetü'z-Zehrâ’nın Risale-i Nur Talebeleri bu vasiyetimi unutmasınlar.
Said Nursî ∗∗∗
